Barton Fink ve Freud

Barton Fink gerçek bir hikaye mi yoksa zırva mı? Mükemmel bir film ya da tam bir fiyasko cevaplarını alacaksınız. Ama gerçek olan hangisi? Bunu belki yazının ilerleyen bölümlerinde keşfederiz. Söylenecek bir şey varsa o da garip bir film olduğu.

Filmin yönetmeni ve senaristi Coen kardeşler. Bir önceki filmleri Miller’s Crossing’i yazarken yazar tıkanıklığı yaşıyorlar. O senaryo bitmeden Barton Fink’i kaleme alıyorlar.

Barton Fink ve Charlie Meadows

Charlie Meadows, Barton Fink’in Los Angeles’taki tek arkadaşı

Başarılı bir Broadway tiyatro yazarı olan Barton Fink Hollywood’a çağırılıyor. Yeni yapımcısı ondan B sınıfı bir güreş filmi yazmasını istiyor. Buraya kadar her şey tamam. Ama Fink kendisi için oda tuttuğu garip otelde bir tek sayfa bile yazmayı başaramıyor. Sonraları yan odasındaki bir adamla tanışıyor. Charlie Meadows isimli bu arkadaş canlısı ve ikna kabiliyeti yüksek adam bir sigortacı satıcısı. Charles, ilerleyen kısımlarda bizi şaşırtıyor.

Film, hikayesinden ziyade, bizi anlatımı ve sanat yönetimiyle ele geçiriyor. Bir bulmaca gibi çözdüğümüz ve çözemediğimiz sembolik anlatımlar filme karşı ilgimizi dinç tutuyor. İlginç karakterlere sahip bir film. Ama karikatür hissi veren karakterler oyunculukların sırıtmasına neden oluyor. Gizemli filmleri ve Coen kardeşleri sevenlerin beğeneceği  bir dram filmi.

Uyarı: Yazının devamı, eserin konusu hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir.

Filmi izlemiş olanlar için senaryodaki alt metinler biraz bahsedeceğim. Coen kardeşler senaryo içine birçok referans yerleştirmiş. Bu, filmi süslü ve karmaşık bir hale getiriyor. Zaten filmde de insanların anlaşılamayan eserlere hayranlığına ufak bir gönderme yapılıyor. Belki de filmin bu kadar karmaşık yazılması bilinçli. Yine de temel yapıyı açıkça görebiliriz.

Ünlü psikolog Freud’un, filmin anlatıldığı dönemde popüler olan görüşleri filmde ağırlığını hissettiriyor. Filmde Barton haricinde üç ana karakter var. Bunlar Charles, Audrey ve Mayhew. Bunlar Freud’un alt bilinç, ego ve süperego tanımını simgeleyen karakterler.

Öncelikle Charles alt bilinci temsil ediyor. Alt bilinç açlık ve cinsellik gibi hayvani içgüdüleri simgeler. Charles’ın kilosu, satış yaptığı kadınlarla yatması referans verilebilir. Yine Barton’un kapısına dayandığında laf dinlemeden içeri girmesi de alt bilincin ısrarcılığıdır.

Mayhew, süperegoyu temsil ediyor. Barton’a benzer bir çok yanı olan bu karakter aslında gelecekte Barton’un isteklerine ulaşmış hali. Barton’un hayallerine kavuşması için Mayhew’in geçtiği yoldan geçmesi ve hayat tarafından yontulması gerekli. Sivrisinek, Barton’un Mayhew gibi sömürülmüş bir Hollywood yazarı olma korkusunu simgeliyor.

Gerçeklik İlkesi

Audrey ise bu alt bilinç ve süperego arasındaki dengeyi sağlayan egodur. Burada Freud’un Gerçeklik İlkesi devreye giriyor. Bu ilkede üç unsurdan oluşuyor. Dengeleyici ben, içsel gerçekçilik ve dışsal gerçekçilik. İçsel gerçekçilik, içinizden gelen çocuksu hayaller ve istekler bir an önce olmasını istersiniz. Dış gerçekçilik ise dış dünyadaki gerçeklerin size çizdiği sınırlar. Eğer bir şeyi istiyorsanız bunu dış dünyanın kurallarına göre oynamalı ve elde etmelisiniz. Barton, Hollywood’a gelerek Sıradan Adam hakkında yazmaya dair çocuksu hayallerini bir nevi bırakıyor. Burada, Sıradan Adam, Charles oluyor.

Barton, gösterişli ünlüler yerine, halktan olanı anlatan eserler üretilmesi gerektiğini savunuyor. Şiddetli söylemleri ile bunu destekliyor. Ama artık o bir Hollywood yazarı. Bu yüzden artık bu söylemler hiç yokmuş gibi davranıyor. Sanki onlardan hiç bahsetmemiş. Buna Freud tanımıyla “olmuşu olmamış yapma” (undoing) denilen savunma sistemi diyoruz. Tabi ki tıkanıklık burada başlıyor. Sıradan Adam hakkında mı yazacak yoksa Hollywood’un istediği dövüş ve aksiyon içeren B sınıfı bir film mi yazacak?

Alt Bilinç

Çünkü Charles onun bastırılmış alt bilinci. Dikkat ettiyseniz Charles’ın kulağından akan sıvı ile duvar kağıtlarından akan sıvı aynı. Duvarlardaki gerçekçilik, düşen süslü duvar kağıtları ile kendini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Ama Barton onları zımbalayıp görünmemesini sağlıyor. Yine Charles da kendini sigortacı göstererek bir nevi süslü bir duvar kağıdı ile kendini örtüyor. Barton’un Charles’ın sözlerini dinlememesi de duvar kağıtlarını zımbalamasıyla özdeşleşebilir. Bastırılmış gerçekliği görmezden geliyor. Çünkü o Hollywood’a giderek eski düşüncelerini ve isteklerini sattı.

Senaryo teslim tarihinin gelmesi ile olaylar kopuyor. Barton, dengeyi sağlayan Audrey ile yatarak cinsellik içgüdüsünü tatmin ediyor. Dengeyi, cinsellik öğesine kaydırıyor. Burada lavabo kanalından tünele doğru yapılan bir kamera geçişi var. Bu cinsel özgürlük alt bilince (Charles’a) oynama ve yönlendirme izni veriyor. Charles, ego ve superegoyu temsil eden Audrey ve Mayhew’i öldürüyor. Hakimiyetini pekiştiriyor.

İçsel kavgası son bulan Barton, galip gelen Charles’ın yani Sıradan Adam‘ın tarzı ile senaryosunu çok rahat bitiriyor. Charles denetim için gelen dedektifleri de şiddet içgüdüsü ile yok ediyor ve yerine geri dönüyor. Bu esnada Barton’un iç dünyasını simgeleyen oteli de yakıyor. Burada dedektifler ölümlerden sonra gelen vicdan duygusu olabilir.

Sona Doğru

Ve Barton biten yaratım sürecini kutlamak için dansa gidiyor. Kutlamada ben yaratanım tarzı nidaları gerçek dünyanın ona attığı yumrukla son buluyor. Ve trompetin içinden başka bir tünele giriyoruz. Dışsal gerçekliğin bu darbesi ile alt bilinç hakimiyetini yitiriyor.

Daha sonra, Barton senaryosunu yapımcıya getiriyor. İç gerçekliğin yazdığı bu senaryo Hollywood’un istediği dış gerçekliğe yani gerçek dünya kriterlerine uymuyor. Yapımcılar tarafından sevilmiyor. Artık Capitol Pictures malısın denildiğinde dış gerçekçilik Barton’u tamamen ele geçiriyor. Audrey’in kafasının yer aldığı Barton’un hediye kutusu ise dengeyi sağlamayı başaramayıp yenilen egosu.

Barton Fink kutu

Barton Fink, hediyesiyle sahilde oturuyor.

Sürprizimiz ise, sahilde uzanan kadın tablosu sahnenin filmdeki tek gerçek sahne oluşu. Diğer kısımlar ise tamamıyla rüya. Freud’un rüya hakkındaki tanımlarını andırıyor. Bunu Barton’un odasında duyduğu dalga seslerinden anlayabiliriz. Ayriyeten, Los Angeles’ta bir otel ve oda önlerinde bir sürü ayakkabı var. Kalabalık bir otel. Ama ortalıkta Charlie ve Barton’dan başka kimse görünmüyor. Ve filmde de bahsettiği gibi Los Angeles’ta sinek olmaz. Ama Barton sinek ısırıklarından kurtulamıyor.

Burada tablo Freud’un bahsettiği Okyanus Hissi‘ni simgeleyen bir öğe olabilir. Bir nevi sonsuzluk ve cennet. Ama o konuya pek hakim değilim. Ethan Coen tablonun Barton’a teselli duygusu verdiğini söylüyor. Kafasındaki karışıklığı temsil eden penceresiz bir otel. Bir nevi izole edilmiş bir yerde Barton’un tek kaçışı.

Uyarı sonu

Dolu dolu bir film olunca yazı uzadı da uzadı. Bir çok eleştiriyi inceledim. Filmin karmaşık yapısı eleştirmenlerin karmaşık diliyle daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. O yüzden basit ve kolay okunabilir bir tarzda yazmaya çalıştım. Filmin diğer sırlarını anlatmayacağım ama bu temel üzerinde çözebilirsiniz. Şimdilik hoşçakalın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s