Büyük Budapeşte Oteli

Sıcacık renkleri ve samimi ekibiyle, Zubrowka Cumhuriyet’indeki altın günlerini yaşayan Büyük Budapeşte Oteli’nin hikayesi. Füniküler  ray sistemiyle bu otele ilk adımımızı atıyoruz. Otel konsiyerji M. Gustave sayesinde her şey bir saat gibi tıkırında. Ta ki onun başı belaya girene dek.

Büyük Budapeşte Oteli

Büyük Budapeşte Oteli, şeklini ve renklerini Çek Cumhuriyeti’ndeki Palace Bristol Hotel’den alıyor.

Büyük Budapeşte Oteli, hakkında fazla kelam edilecek filmlerden değil. Daha ziyade izleyerek yani yaşayarak tadını almanız gereken filmlerden. Ünlü yönetmen Wes Anderson her zaman ki gibi filme kendi havasını katıp auteur etkisini göstermiş. Bu şöyle bir şey, filmi izlediğiniz de yönetmenini tanımasanız bile anlatım tarzından tahmin edersiniz. Bu film Hayao Miyazaki’nin ya da Tim Burton’ın diyebilirsiniz. Wes Anderson da o tür bir yönetmen. Bu da bize Moonrise Kingdom ve Fantastic Mr. Fox (Yaman Tilki) gibi filmleri tekrar tatma imkanı sunuyor.

Savaş zamanı dünyadaki gelişmelere kapalı kendi lüks ve mutlu dünyasını yaşayan bir otelden bahsediyoruz. Otel konsiyerji M. Gustave, otele herşeyini veren mükemmeliyetçi bir karaktere sahip. Eski centilmenlerden biri. Gustave, Zero (Sıfır) isimli yeni bir lobi görevlisini yamak olarak işe alıyor. Gustave’nin garip bir huyu yaşlı ve sarışın kadınlardan hoşlanması. Belki de otele bu kadar müşteri çekilmesinin asıl sebeblerinden biri. Ve bir gün, bu sevgililerinden biri, Madam D. esrarengiz şekilde ölüyor. Ondan kalan değerli Elmalı Oğlan tablosu mirası, Gustave’yi zorba akrabalarla miras kavgası içerisinde bırakıyor. Ve Gustave ile yamağı Zero bu maceralar silsilesi içerisinde savrulmaya başlıyor.

Ralph Fiennes Gustave

Ralph Fiennes, M. Gustave rolüyle seyirci karşısında.

Farklı tatlılığa sahip film, basit bir hikaye iskeleti üzerine şekillendirilmiş görünüyor. Yine de ironik mizah anlayışı ile sosyal mesajlarını vermeyi başarıyor. Karakterlerimiz film boyunca zorbalar ve zorbalıkla mücadele veriyor. Aslında filmin çekici yanı hikayesinden ziyade kurulan ortam ve görsel şölen. Bunda Anderson’un renkler üzerindeki hassasiyetinin katkısı büyük.

Wes Anderson filmlerinin en dikkat çekici yanlarından birisi de renkler. Bu filmde, her dönemin renkleri farkı. Belki de renkler dönemleri birbirinden ayırmak için iyi bir araç olmuş. 1930’ları tasvir etmek için solgun ve doymamış renkleri tercih etmiş. 1960’lar içinse daha cüretkar, zengin sarı, altın ve yeşil renklere rastlıyoruz. 1980’ler içinse üzerinde pek oynanmamış daha doğal renkler kullanılmış. Yine her dönem için 1.33, 1.85 ve 2.35:1 gibi ayrı ayrı çerçeve oranları kullanılmış. Bunlar ne kadar etkilidir bilinmez. Ama farklı bir damak tadı verdiği kesin.

Yaratılan bu fantastik dünya tamamen mükemmel değil. Samimiyetinin hatrına göz ardı edilebilir bazı eksiklikleri var. Filmde yaşanan olayların absürtlüğü filmin kendi içerisindeki gerçekçiliğini zedeliyor. Ve karakterler de olayların etkilerine gerçeküstü tepkiler veriyor. Fantastik dünyanın, çizgi film karakterleri gibi. Mesela, silah sesini duyunca bir anda birbirine ateş açmaya başlayıp birbirine giren rütbeliler gibi. Bu ironik bir mizah olarak artı kazansa da, filmin dramaturjisini zayıflatıyor.

Sonuç olarak, açık pembe duvarlı, kırmızı kilimli bir otel. Koyu mor giyimli ekibi ile. Birbirinden ünlü oyuncuların bir iki sahneliğine görüntüye girip çıkması ile. Ve Anderson’un nev’i şahsına münhasır mizah anlayışı ile sizleri bekliyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s