Gizli Ajan Olsaydınız

Colin Firth Kingsman Gizli Servis

Colin Firth, James Bond vari şık giyimiyle ve centilmen tavırlarıyla karşımızda.

Kingsman: Gizli Servis, bağımsız bir karşı istihbarat örgütünün yapısını ve genç bir sokak serserisinin bu örgüte katılışını ve dünyayı kurtarmalarını anlatan bir aksiyon filmi. Matthew Vaughn onu Kick-Ass, X-Men: Birinci Sınıf ve Yıldız Tozu filmlerinden biliyoruz. Yönetmen bu sefer başka bir çizgi romana el atıyor.

Kingsman, klişeleşmiş dünyayı kurtarma hikayelerinden biri. Hikaye olarak pek bir şey sunmuyor. Ama görselliği doyurucu bir film. Efektlerin kullanımı ve dövüş sahneleri kaliteli denecek seviyede ve pek açık vermiyor. Slow motion ve bulanık hiper kinetik çekimleri ile Guy Ritchie tarzı bir tad bırakıyor. Ve tabi ki şiddet dolu bir film. James Bond referansları ise satirik espriler içeriyor.

Kingsman Gizli Servis

Hart, Eggsy’i yetiştiriyor.

Hikaye, Londra’da başını belaya sokan bir sokak serserisi Eggsy’yi (Taron Egerton) konu alıyor. Eggsy’nin babası o küçükken ölen bir Kingsman ajanı. Kingsman’in kayda değer simalarından Harry Hart (Colin Firth) Eggsy’yi tutuklandığı bir sırada kurtarıyor. Ve onu bir Kingsman ajanı olarak yetiştirmeye başlıyor. Genç izleyici kitlesi için sıfırdan ajan olmanın nasıl bir duygu olacağını tasvir eden bir film. Tabi ki, gerçekçi eğitimlerden bahsetmiyoruz.

Bu esnada Kingsman örgütünü uğraştıran internet milyarderi Valentine (Samuel L. Jackson) isimli bir karşıt karakterimiz var. Valentine özünde dünyanın iyiliğini düşünen birisi. Ama insanoğlunun dünyanın en büyük düşmanı olduğunu düşünüyor. Ve insanların bir kısmının dünya için öldürülebileceğini böylece dünyanın kurtarılabileceğini planlıyor. Bu doğrultuda ucuza satacağı bir cep telefonu tasarlıyor. Telefonların yayacağı bir sinyalle insanların bazı sinirlerine bir komut verecek. Ve akabinde insanlar birbirleriyle ölesiye bir kavgaya tutuşacaklar. Çılgın dünyayı yok etme fikirleri. Valentine tam olarak Austin Powers filmleri tarzında bir düşman. Zaten film de bir süre sonra aptallıklar ve absürtlükler üzerine kurulan komik bir ajan filmine dönüşüyor. Neden tüm kötüler dünyayı yok etmek istiyor?

Kingsman: Gizli Servis’in en çekici yanı bir Colin Firth filmi olması. Yine James Bond filmlerinin eski tadını kaybettiği bir zamanda eski centilmen ajan hikayesinin kullanılması. Öte yandan James Bond ya da akyion filmi sevmeyenlere iyi bir deneyim olmayacaktır.

Güzel seyirler.

Reklamlar

Aynı Hikaye, Farklı Gün

Zafer (Cem Yılmaz), warez işine veda etmeye karar veriyor.

Cem Yılmaz, yeni filminde ana karatkeri Zafer ile karşımıza çıkıyor.

Pek Yakında, hayatını rayına koymaya çalışan Zafer (Cem Yılmaz) adında bir adamın hikayesi. Zafer, ne aile ilişkisinde ne de mesleki hayatında belli bir düzen kuramıyor. Son bir umut, bir senaryo projesi ile işleri yoluna koymaya uğraşıyor. Bakalım bu sefer ne kadar başarılı olabilecek? Bu uğraş esnasında geçmişi ve çelişkileri peşini bırakacak mı?

Absürt komedi tarzındaki film Cem Yılmaz imzası taşıyor. Yılmaz, senaryo, yönetmenlik ve başrol gibi kısımların hepsini üstleniyor. Bu da filme tamamen kendi ağırlığını vermesine sebep oluyor. Hikaye Yılmaz’ın eski filmlerine yakın, oyuncuların büyük bir kısmı aynı.

Konusu

Senaryo için ilk çalışmalar

Senaryo için ilk çalışmalar

Zafer korsan dvd satarak geçimini sağlıyor. Yasal olmayan mesleği yüzünden karısı ile ayrılma noktasına geliyor. Tesadüfen rastladığı Ahben’in (Zafer Algöz) yıllardır filme alamadığı senaryosunu prodükte etmeye karar veriyor. Bunu hem korsancılık sektöründen bir kurtuluş hem de karısı ile arasını düzeltme fırsatı olarak görüyor. Ve hayatında bir dönemeçe giriyor.

Cem Yılmaz kendi rolü için saf iyi ve doğru yolu gösteren klişe bir karakter oluşturmuyor. Karakteri daha derin bir yapıya sahip. Hayatta dikiş tutturamayan ve rüzgarda savrulan biri.

Absürt komedi senaryosu nasıl olmalı?

İlk 15 dakikasında mükemmel bir dramatik kompozisyonla karşılaşıyoruz. Bu şekilde devam edebilse belki de Türk sinema tarihinin klasikleri arasına girebilecekken umursamaz bir tavır takınıyor. Ve absürt komedi tarzına dönüşüyor. Bu kadar güzel başlayıp 180 derece dönen başka bir film yoktur.

Absürt komedi konusunda yeterince güçlü değil. Bu türde Monty Python ve Şarküteri gibi klasikler akla geliyor. Yakın zamandan güzel bir örnek olarak Felekten Bir Gece‘de bu filmler arasında yerini alıyor. Bu filmler kendi içerisinde bir mantığa sahip, ne yaptığını kendince açıklayabilir. Öte yandan Pek Yakında filmi yaptığı absürtlükleri açıklamakta yetersiz. Kısacası filmin ne kendi içinde ne de gerçek dünyada tutarlı bir gerçekçiliği var.

Karakter derinliği seyirciyi filme çekmekte ne kadar etkili?

Mükemmel başlangıcın ana nedeni iyi yazılmış ve seyirciyi hikayenin içine karakterler. Türk sinemasının sorunlarına dair gerçekçi ince dokunuşlar. Başlangıç bölümü karakterlerin tanıtımına ayrılıyor. Peki nasıl insanlar tanıyoruz?

Cengiz Bozkurt, Suat rolüyle karşıt karakteri canlandırıyor.

Cengiz Bozkurt, Suat rolüyle karşıt karakteri canlandırıyor.

Ahben, Sunset Bulvarı filmindeki Norma Desmond karakteri ile büyük benzerlikler taşıyan bir karakter. Yıldızı sönmüş bir insanın eski günlerini arayışı ve son bir proje denemesi. Özkan Uğur’un oynadığı  Ejder karakteri daha nevi şahsına münhasır biri. Eski Türk filmlerine sanat ekipmanı, dekor ve köstüm tedarik eden bir dükkanı var. Ve yeşilçam koleksiyonculuğu da yapıyor. O da teknolojinin gelişimi ile (CGI vb.) unutulmaya yüz tutmuş bir sima.

İlk zamanlarda bu derin karakterlerle ciddi bir tarzda ilerleyen bir film var. Daha sonra işler film çekimlerine gelince Boğaç Boray (Ozan Güven) gibi klişe nüanslarla süslenmiş yüzeysel bir karakter karşımıza çıkıyor. Suat (Cengiz Bozkurt) karakteri ilk görüntü itibariyle Erdal bakkal hissiyatını veriyor. Bunda tekrar bir komedi karakteri oynaması veya ses tonu  değişikliğinin pek olmamasının etkeni olabilir. Sanki Leyla ile Mecnun dizisinde başka bir fantastik sahne izliyoruz da Erdal bakkal yine tarz değiştirmiş gibi duruyor. Tabi ki, Peter Sellers gibi şekilden şekile girmesi beklenemez. Fakat aynı dizide rol arkadaşı Ahmet Mümtaz Taylan Kelebeğin Rüyası filminde bu hissiyatı iyi kapatıyordu.

Ünlü oyuncuların filmde bir anda görünüp çıkması (cameo) filme bir güzellik katmamış. Cameolar olmasa idi film ne kaybederdi? Belki bir kaç reklam eksik kalırdı. Filmdeki reklam yoğunluğu düşünüldüğünde iyi de olurdu. Film içecek firmaları tarafından ele geçirilmiş.

Sona doğru gelirken

Hastane ziyaretindeki sahne hatırlanırsa yönetmenin dramaturjiye pek de önem verdiği söylenemez. Filmler gerçeğin bir yansıması olmalı. Sanat, gerçeği hiçbir zaman yakalayamacak olsa da ona en yakın olanı yakalama gayesi gütmeli. Tabi ki, sinema sanatı bir çok damak tadına ve geniş yelpazede özgün anlatımlara tanık oluyor. Ve bunlardan kimileri başarılı da oluyor. Bu da sinema sanatında kesin doğru diye keskin kenarların olmadığının göstergesi.

Kısacası, film dolu dolu başlayıp, mesajlarını verip sonra makarasına bakıyor. Bir yerden sonra mantık aramadan izleyebileceğiniz bir film. Arada zekice esprilere ve güzel nüanslara sahip. Cem Yılmaz’ın diğer filmlerine yakın bir konusu var. Gişeyi hedefleyip başaran bir film. Absürt komedi ve trajikomik olma arasında gidip geliyor. Bu esnada dramatik geçişleri pek sağlam değil.

Güzel seyirler…..

Yıldızlararası ve Muhafazakarlar

Yıldızlararası ya da Interstellar, Christopher Nolan‘ın hayranlarını tatmin eden son filmi. Yakın gelecekte geçen bu bilim kurgu filmi ana çelişkisini soyu tehlike altında olan insan ırkından alıyor. Daha doğrusu ömrü tükenmekte olan bir dünya. Ve bu insanları yeni arayışlara itiyor.

Yıldızlararası teserakt tesseract

Dünya’yı kurtarmak için yola çıkan Cooper’ın uzay macerası.

Cooper, NASA‘nın emekliye ayrılmış en iyi eski astronotlarından biri. İki çocuğu ve kayın babası ile çiftçi yaşamı sürüyor. Ama içinde hep astronotluk günlerine dair bir özlem var.  Kimden gönderildiği bilinmeyen bir mesaj ile gizli bir NASA üssünün yerini keşfediyor. Çünkü başarısızlıkları sonrası NASA, gereksiz masraf oluşturduğu için, halk tarafından eleştirilere maruz kalmış ve kapatılmış bir kurum. Fakat burada devlet tepki çekmemek için gizliden kuruma yardım ediyor.

Mısır tarlaları, vefat etmiş anne, küçük çocuk tasviri ve keşfedilen bir yer. Bu tema İşaretler filmini fazlaca anımsatıyor. Tutan bir filmin ana öğeleri. Fakat Interstellar’ın en büyük eksiği sürekli ben bir filmim diye izleyiciye bağırması. Son sekansa kadar filme kendinizi kaptıramıyorsunuz. Bunda birçok etmen olabilir.

Cooper ve çocuklarının mısır tarlaları içindeki kovalamacası başarılı oluyor.

Cooper ve çocuklarının mısır tarlaları içindeki kovalamacası başarılı oluyor.

İlki başlangıç itibariyle aile tablosunun istenilen gerçeklikten uzak yapay bir izlenim vermesi. Yine de mısır tarlalarına arabayla girilen sahne ayrı tutulmalı ki oldukça zevkli. Bir diğer etmen uzay istasyonundaki dekorların yavanlığı. Filmde kendini doğrular nitelikte fırlatma esnasında kontrol odası gibi görüntüleri es geçip geçiştiriyor. Ve direk fırlatılan roketten tek kare ile uzaya gidiyoruz. Bu yavanlığı gerçek NASA tesisleri resimleri kontrol ederek doğrulayabilirsiniz.

Oyunculuk ve Karakter Zayıflıkları

Malesef oyuncularının neredeyse tamamının zayıf kaldığı bir film ile karşı karşıyayız. Matt Damon haricinde kimse sahneye hakim olup seyirciyi kendine çekemiyor. Profesör Brand karakterinin klişeliği Michael Keane’in oyunculuğunu ciddi etkiliyor. Murphy’nin büyümüş hali hep gerilimli ve duygusal anlarda karşımıza çıktığı için keza seyirciyi avucuna alıyor. Anne Hathaway ise filmin en zayıf halkası. Eğer kendisine özel bir hayranlığınız yoksa astronot rolüne ne kadar eğreti durduğunu fark edebilirsiniz.

Anne Hathaway Yıldızlararası

Anne Hathaway filmde astrofizikçi Amelia rolünde.

Profesör Brand’ın Cooper’ı bir misafir gibi ağırlaması ve turist rehberliği yapması doğal değil. Cooper’ın üssün gizliliğini bozduğu ve herkesin başındaki adamın biraz otoriter olması gerektiği düşünülürse. Bunun asıl nedeni Nolan’ın seyirciye bilgi vermek için yan karakterleri kullanması. Hatta bir tek bu yöntemi kullanması. Murphy’nin yanında birden biten arkadaşı ve arkadaşına o arabada yaptığı bilgi aktarımları bunu etkili şekilde vurguluyor. Bir tek yan karakteri kullanarak bilgi verme taktiği yetersiz kalıp filmin gerçekliğini zedeleyerek bir hataya dönüşüyor.

Muhafazakarlar, Uzay Bütçesi Kesintileri ve İHA

Filmin, Nolan’ın ilk filmleri ile karşılaştırılıp vasat görülmesi tesadüf değil. Çünkü Nolan bize bir filmin tarafsız olmadan iyi olamacağını bir kez daha kanıtlıyor. Yedi Samuray tarzı bir anlatımla hem kendi kültürünüzü hem de insanlığı ilgilendiren bir noktaya değinip kendinizi ölümsüzleştirebilirsiniz. Ya da günümüz politikacılarının kavgaları arasında ısmarlama bir film ile yer alıp yarınlarda unutulabilirsiniz.

Matthew McConaughey ve Anne Hathaway

Matthew McConaughey ve Anne Hathaway

Sahi ya filmin başında gördüğümü insansız hava aracına ne oldu? Olduğu gibi duruyor tabi ki. Çehov‘un silahı gösterildi ama patlamadı. Bir amacı yokmuş. Aslında var, bize insansız hava araçlarının (İHA) aslında tarıma yardımcı olabilecek bir araç olduğunu anlatıyor. Halbuki insansız hava araçları icat ve kullanım amacı itibariyle tamamen pilotsuz bomba yollama amaçlı askeri araçlardı.

Amerika’da, Muhafazakar politik kesim NASA ve İHA’ları destekliyor. Liberaller ise karşı. İHA’ların kolaylıkla silahlandırılabileceğini ve farkedilmelerinin zor olduğunu söylüyorlar. Yakın zamanda Atatürk Havalimanı’na izinsiz giren İHA’yı hatırlayın. Yine NASA’ya birçok harcama yapılmasına rağmen elle tutulur bir şey elde edinelemediğinden yakınıyorlar. Bu açıdan film, Nolan’ın muhafazakarlara ilk desteği değil.

Nolan, Uykusuz gibi güzel bir filmden sonra yapım şirketi Section Eight‘ten ayrılıyor. Ve Warner Bros.‘a geçiyor. Tesüdüf o ki politik yan ondan sonra ortaya çıkıyor. Batman serisini hatırlarsanız tamamen eski Gotham’dan kopmuş. Gerçek metropolitanlarda geçen bir hikayeydi. Joker’in terörist varı eylemlerini ve deneylerini de hatırlarsınız. Bu da Nolan’ın politik bir yansıması. Halkta algıyı değiştirme çabası. Çünkü muhafazakarlar terörismle mücadeleye önem veriyor. Liberaller ise aksine bu tür uygulamaların islamofobi ve ırkçılık gibi etkenlere neden olduğu görüşünde.

Yıldızlararası kara delik

Yıldızlararası filmindeki kara delik tasviri.

Sona Gelirken

Sonuç olarak, bu filmin mesajı ne? Pek bir mesajı yok. Muhafazakar politikalar için algı değiştirmeyi amaçlıyor. Gişeyi amaçlıyor. Bunu başarıyor da. Çünkü büyük, epik olayları ve keşfedilmemiş yeni dünyaları anlattığınızda gişe rekorlarına daha yakın oluyorsunuz. James Cameron’un filmlerini hatırlayın. Epik konular ve keşfe hazır yeni dünyalar. Güzel bir gişe denklemi. Yıldızlararası’nın iyi bir film olma ya da Oscar kazanma gayretinde olsa, kendi içindeki gerçekçiliğine ve bilimsel gerçekçiliğine daha dikkat ederdi. Bu bir seçim meselesi. Nolan bunun aksine hayal dünyasına uzanış filmi çekmiş. Ve mutlu sonla bitmesini istemiş. Copper’ın geri dönebilmesi filmin en zayıf kompozisyon yönü. Çünkü gerçekte dönemez, dönmemeli. Karadelikten geçerken bile ölür. Yine bu parça eklendiğinde filmin ilk bölümünün olay mantığını da vuruyor. Ve akla bir çok soru getiriyor. Bu yüzden film yeterince iyi işlenmemiş eleştirilerine maruz kalıyor.

Elimize, belgesel tadıyla başlayan bilim kurgu ile devam eden ve sonu bağlayamayınca fantastik türe geçen bir film var. Tüketmesi zevkli ve tatmin edici bir film. Bizi araştırmaya iten bir film; Murphy ve Yhprum kanunları, solucan delikleri ve kara delikler, tesseract. Ortalamanın üstünde ama iyi bir film değil. Öyle bir amacı da yok. Hepinize güzel seyirler.

Not: Eğer kolonileşme gibi konuları seviyor ve solucan deliklerinde yolculuk yapmak istiyorsanız. Spore isimli güzel bir oyun var.

Bir Veda İçin Rüzgar Yükseliyor

Rüzgar Yükseliyor Miyazaki

Jiro Horikoshi, miyopluğu nedeniyle pilot olma hayalini gerçekleştiremeyen bir uçak tasarımcısı.

Rüzgar Yükseliyor, ünlü animasyon yönetmeni Hayao Miyazaki‘nin son filmi. Diğer Miyazaki klasikleri gibi romantik ve pozitif bir hava hakim. Konusunu fantastik dünyadan değil de gerçek dünyadan alan bir film.  Aslında Miyazaki’nin fantastik türünden sıyrıldığı ilk filmi. İzleyiciler bu sefer, İkinci Dünya Savaşı ve Büyük Kanto Depremi gibi tarihsel olaylara Miyazaki’nin gözünden tanık oluyor.

Aynı zamanda yönetmenin emeklilik filmi. Kendisi, 6. kez emekli olacağını söylese de bu sefer ciddi olduğunu söylüyor. Sinema sektörü için artık yaşladığını belirtiyor. Ama 73 yaşındaki yönetmen sinema olmasa da manga vb. eserleriyle hayranlarını yalnız bırakmayacak.

Ana hikaye, Jiro Horikoshi isimli bir gencin uçak mühendisi olma hayallerini anlatıyor. Bir biyografi filmi olmasına rağmen insanı sıkmayan bir yanı var. Hatta Jiro’nun hayallerini gerçekleştirme arzusunun anlatıldığı, rüyalarında tanık olduğumuz bir fantastik dünya bile mevcut.

Romantik havasına karşın, film gerçekte İkinci Dünya Savaşı esnasında Mitsubishi A5M (Zero) gibi ölüm makinelerini tasarlamış bir insanın biyografisi. Japonların uçak tasarımları konusunda nasıl geride olduklarını, tasarım konusunda Nazi Almanyası etkilerini ve yardımlarını görüyoruz.

Rüzgar Yükseliyor izle

Uçak teknolojisinde geri kalmış bir Japonya. Ve rekabetin en çirkin hali askeri rekabet.

İlk bakışta film, ölüm makineleri yapan bir mühendisi iyi gösterme çabası. Bunu aşk ve hayaller gibi kılıflarla örtüyor. İkinci bakışta ise yan karakterler göze çarpıyor. Ana karakterimizin örnek aldığı Caproni ve Hugo Junkers gibi uçak mühendisleri kendi dönemlerinde savaş uçakları üreten isimler. Junkers, Hitler hükümeti başa geçince tutuklanarak tasarımlarına şirketine el konan bir isim.

Hans Castrop, başka bir Alman yan karakter. Aslında  Thomas Mann‘ın “Magic Mountain” (Büyülü Dağ) romanında yer alan bir karakter. Bu filme konuk oluyor. Filmde, barışcıl yanı olan İkinci Dünya Savaşının getireceği zararları somutlaştıran bir yanı var. Filmin mesajını biraz sağlamlaştırmak için var. Ama yan karakterleri hiç tanımıyoruz. Bir anda filme dalıp çıkmaları mesajlarını su üstüne yazıyor. Dağılan mesajlar.

Hans Castrop savaş probleminin nasıl yayıldığını ve bu hastalığın sebeplerinden birinin endüstriyel modernizm ve milliyetçilik olduğunu göstermeye çalışan bir karakter. Castrop, Junkers’in hükümetle ters düştüğünü de ana karakterimiz Hiro’ya anlatıyor. Hiro yine de onun bu kehanetlerine kulak asmayarak hayalini gerçekleştiriyor.

Rüzgar Yükseliyor eleştiri

Jiro ve sevgilisini tasvir eden güzel bir kare.

Caproni hayalinin savaş uçakları değil yolcu uçakları yapmak olduğunu söylüyor. Caproni’nin Hiro’ya sorduğu gibi “Piramidler olmadan daha iyi mi yaşardık?”. Yani bir yanda bir mimari harikası diğer yanda yapımında kullanılan köleler ve çekilen acılar. Hiro’nun Zero tasarımı için bir metafor. Bir yanda teknoloji ve sanatsal tasarım açışından büyük bir başarı. Diğer tarafta ise bir ölüm makinesi. Burada Jiro’nun hasta ve ölecek bir kadınla evlenmesi, lanetli bir uçak hayalini bilerek takip etmesine çok benziyor.

Yan karakterlerin ve mesajın sağlam bir iskelete sahip olmaması filmi zayıflatıyor. Ama Miyazaki tadı ve dokunuşu filme yadsınamaz güzel bir hava katıyor. Hayranların konuyu olmasa bile anlatımı, çizimi ve hissiyatı sevebilecekleri bir yapım.

“Rüzgar yükseliyor, yaşamaya çabalamalıyız.”

İnsanoğlunun kendi içindeki rekabeti ve gelişmeye olan hırsı yine kendini biterecek. Rüzgar yükselmeye devam edecek. Yine de yaşamaya çabalamalıyız. Güzel seyirler.

Gençlik

Gençlik veya Boyhood, Mason isminde bir çocuğun 5 yaşından 18 yaşına kadar olan hayatını konu alan bir film. Gençlik, son günlerin popüler bir dram filmi. Üst kabukta bir çocuğun hayatını anlatıyor gibi duruyor. Fakat altta Amerikan aile yapısını ve bir annenin tek başına iki çocuğu ile geçim derdini anlatıyor.

Ellar Coltrone, eksen karakterimiz (protagonist) Mason'ı canlandırıyor.

Ellar Coltrone, eksen karakterimiz (protagonist) Mason’ı canlandırıyor.

Film oyuncularını araştırdığınızda, bu çocuğun ergenliğini kim oynamış dediğinizde, bir sürprizle karşılaşıyorsunuz. Çünkü aynı oyuncularla 12 sene boyunca filme alınmış bir senaryo. Bu gerçeklik konusunda bir avantaj. Yine çokça yapılan bir uygulama olmadığı için filmin diğerleri arasından sıyrılmasına yardım ediyor. 118 mekan ve 400 üzeri oyuncu kullanımını da düşünürsek maddi açıdan dram türü filmlerin pek almadığı bir risk.

Bir bakıma, aile içi şiddet, ailevi ayrılık ve alkol bağımlılığı gibi sorunların çocuklar üzerinde etkisini anlatıyor. Amerikan kültürü ve aile yapısını başarıyla yansıtan bir film. Amerikalıların silah ve beyzbol sevdasından, aileleriyle vakit geçirme tarzlarına kadar, hatta Obama propagandasına varan bir anlatımı var.

En güzel yanlarından biri, kendine ait bir atmosferi, bir ruhu olması. Doğada manzaraya karşı dinlenmek gibi dingin bir hissiyat veriyor. Mezuniyet, reşitlik, ilk sevgili gibi gençliğin ilklerine tanık oluyoruz.

Yönetmen Richard Linklater'ın vazgeçemediği oyuncusu Ethan Hawke bu sefer baba rolüyle karşımızda.

Yönetmen Richard Linklater’ın vazgeçemediği oyuncusu Ethan Hawke bu sefer baba rolüyle karşımızda.

Belli bir sonu olmadığı için, bir kompozisyona sahip olmadığı ve belgesel tadında olduğu eleştirisi alıyor. Fakat dikkatlice baktığınızda film buna kendi içinde bir yorum yapıyor. İnsan hayatını konu alan bir film. Ve insan hayatı da ölüm düşünüldüğünde boş bir hayat. Hayatın amacı ne sorusunun pek de bir cevabı yok. En azından filmimize göre. Böyle olunca da filmi bir sona oturtmaya gerek kalmıyor. Mason’un babasının dediği gibi “Yaşıyoruz işte.”

Başkalarının ne dediğini düşünmemek, tembel dahiler, kötülüğün babası içki gibi bir çok konuya kendince eleştiri getiren bir film. Fakat bunu yaparken görsel bir anlatım yerine diyalogları kullanıyor. Amir Khan tarzı basit bir anlatım. Her zaman deriz ya “Bir Müsibet Bin Nasihattan İyidir.” diye. Filmin asıl ustalığı laf yerine olanları bize yaşatmasıdır. Guguk Kuşu filminde de benzer konular ele alınıyor. Ve orada olanları yaşıyoruz. Filmindeki McMurphy ile Billy arasındaki son diyalogları hatırlarsanız bunun nasıl ustalıkla yapıldığını görürsünüz.

Sonuç olarak, Gençlik, güzel görselleriyle, sıcak anlatımı ve  sakin sesi ile izlenilebilecek bir film. Son yılların en iyi filmleri arasında gösterilse de aşırı marka reklamı ve propaganda tarzı ile kalitesini dibe çekiyor. Buna rağmen, aurası ile sizi içine çekiyor. Hatta, çocuklar için endişelenmeye başlıyorsunuz. Yine izleyicisini insan hayatı üzerine düşünmeye itiyor. İyi seyirler.