Marslı

Ares 3 astronot ekibi bir kum fırtınası esnasında Mars’ı acilen terk etmek zorunda kalıyor. Bu esnada astronot Mark Watney  gemiye ulaşamıyor ve bir kaza sonucu ölüyor. Fakat onu terk eden ekibinin bildiğinin aksine o halen hayatta. Herhangi bir insanla iletişime geçmeyi başaramıyor. Artık Ares 4 ismindeki bir sonraki  Mars görevine kadar hayatta kalması gerekiyor. 4 yıl boyunca.

Mark Watney, botanik bilim adamı Mars'ta patates yetiştirmeye başarabilecek mi?

Mark Watney Mars’ta yiyecek yetiştirmeyi başarabilecek mi?

Marslı ya da orijinal ismi ile The Martian, bu sene Ekim ayında vizyona girecek Ridley Scott filmi. Belki de duymuşsunuzdur! Andy Weir‘in aynı isimli kitabından uyarlanacak bir eser. Anlaşılan o ki, Weir’ın ilk kitabı Marslı çok satanlar listesine girdiğinde ünlü yönetmen Ridley Scott’un da ilgisini çekmeyi başarıyor.

Weir’ın aslında bir roman yazarı değil. Kendisi bir bilgisayar programcısı. AOL ve Blizzard gibi firmalar için çalışmış biri. Bilirsiniz Warcraft 2 ekibinden biri. Yine ulusal nükleer enerji laboratuvarlarında çalışmışlığı var. Bu ona bir bilim kurgu romanı yazmak için bir altyapı sağlıyor. Kendisinin bir roman yazarı olmamasının hem artı hem de eksi yönleri var.

Öncelikle kitap günlük dilde yazılmış. Bu açıdan akıcı ve mizahi bir içeriğe sahip. Ve kendine ilgi çekici bir konu buluyor. Marsta herkesin öldüğünü sandığı bir adamın hayat mücadelesine tanık oluyoruz. Robinson Cruise ya da İki Yıl Okul Tatil gibi eserlerin ıssız bir adada mahsur kalma temasını Mars gezegenine taşıyor. Bu güzel bir tad veriyor.

Bir romancının klişe kalıplarından kurtulmasına rağmen, Weir’in deneyimsizliğin verdiği dezavantajlar da var. Bunlardan birisi olayları çözmek için hep aynı yolu aşındırması oluyor. Bu bir süre sonra sıkıcı bir hale geliyor. Yan hikayelerin zayıflığı ve eksikliği de bunu en fazla körükleyen etkenlerden birisi. Merak öğelerini yerleştirmedeki deneyimsizlik kitabın kurgusunu zayıflatıyor.

Filme dönecek olursak, sağlam bir iskelete sahip olmayan bir hikaye Drew Goddard‘ın senaristliğine emanet ediliyor. Kendisi Dünya Savaşı Z ve Canavar gibi filmlerin senaristi. Açıkçası bu pek iç açıcı değil. Net olarak söylenebilir ki, Amerika ve NASA propagandası yapan başka bir gişe filmi bizleri bekliyor. Yine de kitaptaki mizahi anlayış sürdürülebilirse izlemesi hoş bir film ortaya çıkacaktır.

Matt Damon Marslı filminin ana karakterini canlandırıyor

Matt Damon Marslı filminin ana karakterini canlandırıyor

Matt Damon filmin başrol oyuncusu. Ve Mars’ta hayatta kalmaya çalışan Mark Watney isimli astronotu canlandırıyor. Yakın bir tarihte kendisini Yıldızlararası filminde astronot rolüyle görmüştük. Bence Yıldızlararası filmindeki en iyi performans Damon’a aitti. O filmde de Jessica Chastian ile beraber rol almışlardı.  O yüzden filme yabancılık çekmeyecektir. Fakat kitapta Mark Watney biraz alaycı ve haylaz bir izlenim veriyor. Damon ciddi yapısına bunu ne kadar oturtabilecek hep beraber göreceğiz. Bunun dışında genel itibarıyla deneyimli oyunculardan oluşan kadro filmi kotaracaktır.

Hayatta kalma ve bilim kurgu günümüzde popüler taslaklar. Oyun dünyasında da ARK: Survival Evolved ve H1Z1 gibi oyunların popülerliği buna güzel bir örnek. Dead Man Walking isimli televizyon dizi mi bunu başlattı? Bilemiyorum. Fakat bilinen bir şey var ki, hayatta kalma arzusu insanın 4 ana geninden biri. Ve doğru kullanıldığında iyi bir satış gerçekleştirebiliyor.

Toparlarsak, Marslı’dan Yıldızlararası tarzı bir etki yaratması bekleniyor. Ridley Scott’un o günleri geride kalsa da, kitabın hayranları bu tarz bir etkiye büyük katkıda bulabilir. Mizahi bir uzay macerası bizleri bekliyor. Senaryonun sağlamlığını ise birlikte test edeceğiz.

Güzel seyirler.

Minions geliyor

Çılgın Hırsız serisinin sempatik ve sakar yan karakterleri Minionlar bu sefer kendi komedi filmleri ile karşımıza çıkıyor. Universal stüdyosu ilk görüntüleri ve trailerı yayınladı bile.

Minions 2015

Minions yolculuğa Antartika’da başlıyor. Bakalım yok olma tehlikesi geçiren ırklarını kurtarabilecekler mi?

Minionlar tarih öncesi dönemlerden bu yana kendilerine bir lider arıyor, fakat bir türlü dikiş tutturmayı başaramıyorlar. Çalıştıkları liderler arasında kimler yok ki, T. Rex’ten Napolyon’a kadar geniş bir yelpaze. Bu başarısızlıkları en sonunda onları büyük bir buhrana sürüklüyor. Ama aralarından Kevin isimli bir minion Stuart ve Bob’u da yanına alıp yeni bir şeytani lider arayışı için dünyayı gezmeye başlıyor. Antartika’dan 1968 dönemi New York’una kadar süren yolculukları başarıyla sonuçlanıyor. Ve yeni şeytani liderlerini buluyorlar. O, tarihin ilk süper kötü kahramanı Scarlet Overkill. Bu karakteri Oscar ödüllü Sandra Bullock seslendiriyor. Mad Man serisinden Don Draper karakteriyle tanıdığımız Jon Hamm‘ın da filmde sesini duyabileceğiz. Çılgın Hırsız serisinin yönetmeni Pierre Coffin‘in bu 3D-CG komedi macera filmini izlemek isteyenler 2015 yazını bekleyecek. Şimdiden, merakla beklenen filmler arasında yerini aldı bile.

Don Jon

Başlangıç ve Kara Şövalye Yükseliyor filmlerindeki oyunculuğuyla tanıdığımız Joseph Gordon-Levitt’in ilk yönetmenlik ve senaryo denemesi. Aynı zamanda filmde baş rol oynayan yönetmenimiz bir nevi Orson Welles vari bir auteur konumuna soyunuyor. Don Jon, konusu açısından diğer romantik komedi filmlerinden ayrılıyor.

Scarlett Johansson Don Jon film

Filmin sükse yapan afiş fotoğrafları. / Scarlett Johansson

İtalyan tarzı bir yaşama sahip olan Don Jon’un hayatı ailesi, kilise, arkadaşları, vücüd geliştirme salonu ve porno izleme alışkanlığı arasında gidip geliyor. Ta ki hayallerinin kızı diyebileceği Barbara’yı (Scarlett Johansson) görene dek. Barbara’yı etkileyip onunla çıkmayı başarıyor. Ama bu sefer farklı bir sorun onu karşılıyor. Her ilişkide olduğu gibi, Barbara da sevgilisini değiştirmeye onu istediği gibi biri yapmaya çalışıyor. Bu esnada Barbara’nın Don Jon’un porno alışkanlığını fark etmesi ise ilişkilerini kopacak noktaya getiriyor.

Joseph Gordon-Levitt ve Scarlett Johansson Don Jon filmi

Barbara ve Don Jon göz göze.

Don Jon karakteri hepimizin günlük hayatına yakın sıradan bir karakter. Bu açıdan pek bir derinliği yok. Tabi ki günümüz tüketim toplumuna örnek gösterilen özelliklerle süslenmiş. Joseph Gordon-Levitt’in oyunculuğu maço bir karakter olan Don Jon’a daha yumuşak bir etki sağlıyor. Yine oyuncunun yüzünde asılı kalmış narsist bir yüz ifadesi var. Gerçek hayatta rastlamayacağımız bu klişe oyunculuğu yapaylığa taşıyor.

Don Jon, filmi 90 dakikalık kısa bir film. Joseph Gordon-Levitt ve Scarlett Johansson hayranlarını tatmin edebilecek bir yapıya sahip. Cinsel içerik bakımından çekingen bir tavra sahip olmayan film kendisine verilen R (+18) sınıflandırmasını hak ediyor. Hunharca öpüşme sahneleri Türk gençliğine iyi gelmeyecektir. Depresyon çağırıyor. Güzel seyirler.

Zafere Hücum

Zafere Hücum, Akıl Oyunları ile tanıdığımız yönetmen Ron Howard’ın ünlü İngiliz F1 pilotu James Hunt’ı konu aldığı yeni filmi. 1976 Formula 1 Şampiyonası’nı konu alan filmde Chris Hemsworth ünlü F1 pilotunu canlandırıyor. Hemsworth’u Thor karakterinden hatırlayanlarınız olacaktır. Başarılı bir grafik çizmişti. Filmin senaryo koltuğunda ise tek başına Peter Morgan yer alıyor. Yönetmen ve senaristin daha önce Frost/Nixon filminde beraber çalıştıklarını söylemekte fayda var.

rush-movie-2013-formula-1

Filmdeki 1976 Formula 1 şampiyonası ve pistten bir kare.

Formula 1 yarışlarını konu alan kurgusal filmlere pek rastlamıyor. Bu alt kategoride filmleri kısaca hatırlayalım. Bunlardan biri, Al Pacino ve Sydney Pollack işbirliği ile çekilmiş Booby Deerfield filmi. Bir diğeri ise James Garner’ın yer aldığı Grand Prix, Türkçe ismiyle Ölümle Yarışanlar filmi. Formula 1 yarış filmleri yapısı itibariyle hız, heyecan ve gerilim içeren filmler. Zafere Hucüm filminin bu nefes alıcı rekabetin yanında sporcuların kişisel hayatını da anlatması bir artısı.

Film, 1970 ve 1976 arası James Hunt ve Nicki Lauda arasında yaşanmış rekabeti konu alıyor. Bilindik bir hikaye olduğu için senaryosunun sürprizlerle dolu olması bekleyemiyoruz. Daha çok bu hikayeyi nasıl ele aldığı merak konusu. Zafere Hücüm’ün en etkin karşıtlıklarından biri ölümüne zafer mücadelesi. Ama iyi yan hikayelerle desteklenmezse 2 saat boyunca seyircinin ilgisini tutabilecek bir zıtlık mı bilinmez. Yan hikayelerde Hunt’un sevgilisiyle olan ilişkisi de yer alıyor. Bu yan hikaye, Hunt’un insani yönünü gösteren ve karakteri derinleştiren bir fırsat olabilir. Bu aşkın gerçekçi ve klişelerden uzak işlenememesi durumda seyirci filmden düşecektir.

Chris Hemsworth set of rush in London

Chris Hemsworth, James Hunt rolüyle Londra’daki film setinde

Fotoğraflardan ve görüntülerden anlaşıldığı üzere o yılların havası başarılı şekilde verilmiş. Yine aksiyon sahneleri ve bu sahnelerde kullanılan yakın plan görüntüleri insanı içine çekecek cinsten. Artık bundan sonra bizlere de filmi izleyip kesin yargıları varmak kalıyor.

Hobbit: Smaug’un Viranesi

Yerin içerisindeki bir oyukta bir hobbit yaşardı. J. R. R. Tolkien’in bu sözden etkilenip Hobbit kitabını yazmaya başlamasının ardından tam 81 sene geçti. Kitabının popülerliği kıtaları aştı. Ve sinemanın görselliği ile buluştu. Yüzüklerin Efendisi hikayelerinin öncesini anlatan bu hikayeyi tek bir filmde çekmek olmazdı. Üç filme ayrılmasında karar kılındı. İlk filmi izlediğimizde ikincisi için bir sene bekleyemeyeceğimizi düşünüyorduk. Ama beklenen gün yine yaklaştı. Ve geçtiğimiz günlerde serinin ikinci filmi Hobbit: Smaug’un Viranesi’nin ilk görüntüleri ortaya çıktı. Film ise 13 Aralık’ta Türkiye’deki izleyicilerle buluşacak.

Hobbit: Smaug'un Viranesi
İlk filmde de olduğu gibi bizi yine görkemli ve devasa şehirler karşılıyor. Hobbit serisindeki CGI çalışmaları diğer filmlerle kıyaslanmayacak kadar başarılı. Yardımcı kadro da dahil tatmin edici oyunculuklar göreceğiz gibi duruyor. Orlando Bloom’u seksi ve atletik Legolas karakteriyle tekrar görüyoruz. Bu hayranları etkilemişe benziyor. Ve karizmatik elf kralı Legolas’ın babası Thranduil karakterlerimiz arasında. Bilbo Baggins’i milyonlarca altının içinde görüyoruz. Bu görüntüyü nereden hatırlıyorsunuz? Disney, altın havuzunda yüzen Varyemez Amca. Yalnız bu hikayede bir fark var. Baggins ejderhanın ateşinden kaçıyor.

Hobbit: Smaug'un Viranesi
Peki ya gerçekten iyi bir film mi? Hobbit: Beklenmeyen Yolculuk filmi Oscar Ödülleri’nden boş dönerek hayal kırıklığı yaratmıştı. Ama sinemada izlerken daha siyah görüntü üzerine giriş müziğinin başlaması ile birlikte Yüzüklerin Efendisi hayranlarını duygulandırmış ve onların yüreklerini feth etmişti. Bilbo Baggins’i, Gandalf’ı tekrardan sinemada görmek paha biçilemezdi. Bu sefer üç boyutluydu da. Beklenmedik Yolculuk filminin genel sorunu tatmin edici bir düşmanın ya da karşıtlığın olmayışıydı. Film genel itibariyle seyirciyi diğer bölümlere hazırlamak için fazlasıyla sergileme içeriyordu. Eleştirmenlerden 169 dakikalık film yürüyüş-konuşma-dövüşme olarak devam ediyor gibi bir eleştiri almıştı. Tolkein’in başarılı bir kompozisyona sahip kitabını 3’e bölünmüş bir film komposizyonuna aktarmak bir hayli zor. Peki Smaug’un Viranesi filminde antogonist karakterlerimiz Smaug ve Sauron seyircinin gerilimini film boyunca dinç tutabilecek mi? Bunu beraber göreceğiz.

Ve macera sizi çağırıyor. Thorin Meşekalkan ve ekibi eski yurtları olan Yalnız Dağ’a ulaşmak için Mirkwood’un tehlikeli ormanlarından geçiyor. Hırsızları Bilbo Baggins’te onlarla, fakat büyücü Gandalf yanlarında değil. Güneyde gizli bir işi var. Gandalf’ın koruması olmadan Mirkwood ormanlarında onları ne gibi tehlikeler bekliyor. Peki ya, Gandalf güneyde onu bekleyen tuzaktan, Sauron’dan, kurtabilecek mi? Haydi seyire.