Haftalık Seyir Defteri – 7 Ocak 2015

Bu haftanın gündemin bazı haberler. Seyir defterine karalananlar.

Yasak Bölge 9 ve Elysium: Yeni Cennet’in yönetmeni Neill Blomkamp yeni bir alien filmi için kolları sıvadı. Instagram üzerinden yayınladığı Alien temalı fotoğraflarla hayranlarını heyecanlandırsa da henüz kesinleşen bir şey yok. Yine de, yönetmeni yeni çıkacak filmi Chappie ile izleyebileceğiz. Hugh Jackman’ın rol aldığı film, evlat edinilen bir çocuk robotun gerçek dünyanın şiddetiyle tanışma hikayesini anlatıyor.

Natalie Portman‘ın yeni westerni Jane Got a Gun filminden ilk fotoğraflar yayınlandı. Filmin Eylül ayında çıkması bekleniyor. Yine Portman’ın ilk yönetmenlik deneyimi A Tale of Love and Darkness‘ta 2015’te yayınlanması beklenen filmler arasında.

Marvel‘in beklenen süper kahraman filmi Ant-Man’ın (Karınca Adam) ilk teaserı yayınlandı. Yenilmezler film serilerinden yer almayan fakat kadronun kurucu üyelerinden Ant-Man, kendi filmiyle 17 Temmuz’da ülkemiz sinemalarında seyirci ile buluşacak.

Kick-Ass 2’nin yönetmeni ve senaryo yazarı Jeff Wadlow, Master of Universe filminin senaryosunu bitirdi. Colombia Pictures’ın yapımcılığını üstlendiği yeni He-Man filmi 1987 yapımı He-Man Dünyalar Hakimi filminin yeniden yapımı olacak.

Marvel’in ABC kanalı için yayınlayacağı Agent Carter dizisi 13 Ocak’ta yayına giriyor. II. Dünya Savaşı esnasında geçen dizide ana karakterimiz Peggy Carter. Carter, sevgilisi Kaptan Amerika‘nın bir patlama esnasında öldüğünü öğreniyor. Ve bunun üzerine S.H.I.E.L.D. isimli bir casusluk birimine katılıyor.

Bir Veda İçin Rüzgar Yükseliyor

Rüzgar Yükseliyor Miyazaki

Jiro Horikoshi, miyopluğu nedeniyle pilot olma hayalini gerçekleştiremeyen bir uçak tasarımcısı.

Rüzgar Yükseliyor, ünlü animasyon yönetmeni Hayao Miyazaki‘nin son filmi. Diğer Miyazaki klasikleri gibi romantik ve pozitif bir hava hakim. Konusunu fantastik dünyadan değil de gerçek dünyadan alan bir film.  Aslında Miyazaki’nin fantastik türünden sıyrıldığı ilk filmi. İzleyiciler bu sefer, İkinci Dünya Savaşı ve Büyük Kanto Depremi gibi tarihsel olaylara Miyazaki’nin gözünden tanık oluyor.

Aynı zamanda yönetmenin emeklilik filmi. Kendisi, 6. kez emekli olacağını söylese de bu sefer ciddi olduğunu söylüyor. Sinema sektörü için artık yaşladığını belirtiyor. Ama 73 yaşındaki yönetmen sinema olmasa da manga vb. eserleriyle hayranlarını yalnız bırakmayacak.

Ana hikaye, Jiro Horikoshi isimli bir gencin uçak mühendisi olma hayallerini anlatıyor. Bir biyografi filmi olmasına rağmen insanı sıkmayan bir yanı var. Hatta Jiro’nun hayallerini gerçekleştirme arzusunun anlatıldığı, rüyalarında tanık olduğumuz bir fantastik dünya bile mevcut.

Romantik havasına karşın, film gerçekte İkinci Dünya Savaşı esnasında Mitsubishi A5M (Zero) gibi ölüm makinelerini tasarlamış bir insanın biyografisi. Japonların uçak tasarımları konusunda nasıl geride olduklarını, tasarım konusunda Nazi Almanyası etkilerini ve yardımlarını görüyoruz.

Rüzgar Yükseliyor izle

Uçak teknolojisinde geri kalmış bir Japonya. Ve rekabetin en çirkin hali askeri rekabet.

İlk bakışta film, ölüm makineleri yapan bir mühendisi iyi gösterme çabası. Bunu aşk ve hayaller gibi kılıflarla örtüyor. İkinci bakışta ise yan karakterler göze çarpıyor. Ana karakterimizin örnek aldığı Caproni ve Hugo Junkers gibi uçak mühendisleri kendi dönemlerinde savaş uçakları üreten isimler. Junkers, Hitler hükümeti başa geçince tutuklanarak tasarımlarına şirketine el konan bir isim.

Hans Castrop, başka bir Alman yan karakter. Aslında  Thomas Mann‘ın “Magic Mountain” (Büyülü Dağ) romanında yer alan bir karakter. Bu filme konuk oluyor. Filmde, barışcıl yanı olan İkinci Dünya Savaşının getireceği zararları somutlaştıran bir yanı var. Filmin mesajını biraz sağlamlaştırmak için var. Ama yan karakterleri hiç tanımıyoruz. Bir anda filme dalıp çıkmaları mesajlarını su üstüne yazıyor. Dağılan mesajlar.

Hans Castrop savaş probleminin nasıl yayıldığını ve bu hastalığın sebeplerinden birinin endüstriyel modernizm ve milliyetçilik olduğunu göstermeye çalışan bir karakter. Castrop, Junkers’in hükümetle ters düştüğünü de ana karakterimiz Hiro’ya anlatıyor. Hiro yine de onun bu kehanetlerine kulak asmayarak hayalini gerçekleştiriyor.

Rüzgar Yükseliyor eleştiri

Jiro ve sevgilisini tasvir eden güzel bir kare.

Caproni hayalinin savaş uçakları değil yolcu uçakları yapmak olduğunu söylüyor. Caproni’nin Hiro’ya sorduğu gibi “Piramidler olmadan daha iyi mi yaşardık?”. Yani bir yanda bir mimari harikası diğer yanda yapımında kullanılan köleler ve çekilen acılar. Hiro’nun Zero tasarımı için bir metafor. Bir yanda teknoloji ve sanatsal tasarım açışından büyük bir başarı. Diğer tarafta ise bir ölüm makinesi. Burada Jiro’nun hasta ve ölecek bir kadınla evlenmesi, lanetli bir uçak hayalini bilerek takip etmesine çok benziyor.

Yan karakterlerin ve mesajın sağlam bir iskelete sahip olmaması filmi zayıflatıyor. Ama Miyazaki tadı ve dokunuşu filme yadsınamaz güzel bir hava katıyor. Hayranların konuyu olmasa bile anlatımı, çizimi ve hissiyatı sevebilecekleri bir yapım.

“Rüzgar yükseliyor, yaşamaya çabalamalıyız.”

İnsanoğlunun kendi içindeki rekabeti ve gelişmeye olan hırsı yine kendini biterecek. Rüzgar yükselmeye devam edecek. Yine de yaşamaya çabalamalıyız. Güzel seyirler.

Gençlik

Gençlik veya Boyhood, Mason isminde bir çocuğun 5 yaşından 18 yaşına kadar olan hayatını konu alan bir film. Gençlik, son günlerin popüler bir dram filmi. Üst kabukta bir çocuğun hayatını anlatıyor gibi duruyor. Fakat altta Amerikan aile yapısını ve bir annenin tek başına iki çocuğu ile geçim derdini anlatıyor.

Ellar Coltrone, eksen karakterimiz (protagonist) Mason'ı canlandırıyor.

Ellar Coltrone, eksen karakterimiz (protagonist) Mason’ı canlandırıyor.

Film oyuncularını araştırdığınızda, bu çocuğun ergenliğini kim oynamış dediğinizde, bir sürprizle karşılaşıyorsunuz. Çünkü aynı oyuncularla 12 sene boyunca filme alınmış bir senaryo. Bu gerçeklik konusunda bir avantaj. Yine çokça yapılan bir uygulama olmadığı için filmin diğerleri arasından sıyrılmasına yardım ediyor. 118 mekan ve 400 üzeri oyuncu kullanımını da düşünürsek maddi açıdan dram türü filmlerin pek almadığı bir risk.

Bir bakıma, aile içi şiddet, ailevi ayrılık ve alkol bağımlılığı gibi sorunların çocuklar üzerinde etkisini anlatıyor. Amerikan kültürü ve aile yapısını başarıyla yansıtan bir film. Amerikalıların silah ve beyzbol sevdasından, aileleriyle vakit geçirme tarzlarına kadar, hatta Obama propagandasına varan bir anlatımı var.

En güzel yanlarından biri, kendine ait bir atmosferi, bir ruhu olması. Doğada manzaraya karşı dinlenmek gibi dingin bir hissiyat veriyor. Mezuniyet, reşitlik, ilk sevgili gibi gençliğin ilklerine tanık oluyoruz.

Yönetmen Richard Linklater'ın vazgeçemediği oyuncusu Ethan Hawke bu sefer baba rolüyle karşımızda.

Yönetmen Richard Linklater’ın vazgeçemediği oyuncusu Ethan Hawke bu sefer baba rolüyle karşımızda.

Belli bir sonu olmadığı için, bir kompozisyona sahip olmadığı ve belgesel tadında olduğu eleştirisi alıyor. Fakat dikkatlice baktığınızda film buna kendi içinde bir yorum yapıyor. İnsan hayatını konu alan bir film. Ve insan hayatı da ölüm düşünüldüğünde boş bir hayat. Hayatın amacı ne sorusunun pek de bir cevabı yok. En azından filmimize göre. Böyle olunca da filmi bir sona oturtmaya gerek kalmıyor. Mason’un babasının dediği gibi “Yaşıyoruz işte.”

Başkalarının ne dediğini düşünmemek, tembel dahiler, kötülüğün babası içki gibi bir çok konuya kendince eleştiri getiren bir film. Fakat bunu yaparken görsel bir anlatım yerine diyalogları kullanıyor. Amir Khan tarzı basit bir anlatım. Her zaman deriz ya “Bir Müsibet Bin Nasihattan İyidir.” diye. Filmin asıl ustalığı laf yerine olanları bize yaşatmasıdır. Guguk Kuşu filminde de benzer konular ele alınıyor. Ve orada olanları yaşıyoruz. Filmindeki McMurphy ile Billy arasındaki son diyalogları hatırlarsanız bunun nasıl ustalıkla yapıldığını görürsünüz.

Sonuç olarak, Gençlik, güzel görselleriyle, sıcak anlatımı ve  sakin sesi ile izlenilebilecek bir film. Son yılların en iyi filmleri arasında gösterilse de aşırı marka reklamı ve propaganda tarzı ile kalitesini dibe çekiyor. Buna rağmen, aurası ile sizi içine çekiyor. Hatta, çocuklar için endişelenmeye başlıyorsunuz. Yine izleyicisini insan hayatı üzerine düşünmeye itiyor. İyi seyirler.

Aynı Yıldızın Altında

Aynı Yıldızın Altında ya da The Fault in Our Stars, yazar John Green‘in aynı isimli popüler kitabının bir uyarlaması. 16 yaşında kanser hastası Hazel Grace Lancaster isimli bir kızın hikayesini anlatıyor. Hazel, ailesinin zoruyla katıldığı bir terapi grubunda Augustus Waters isminde bir gençle tanışıyor ve zamanla ona aşık oluyor. Yazar, ana karakterini yazarken gerçek dünyadan esinleniyor.

Hazel ve Augustus

Hazel ve Augustus

Yazar John Green, 2009 senesinde Harry Potter toplantılarında Esther Grace Earl isimli bir kızla tanışıyor. Kanser hastası bu kız onun ilgisini çekiyor. Çünkü yaşamak için yanında bir oksijen tüpü taşımak zorunda. Tıpkı ana karakterimiz Hazel gibi.

Aynı Yıldızların Altında, 12 milyon dolarlık bir bütçe ile 275 milyonluk bir gişe hasılatı yakalıyor. Bu da filmin başarısını ortaya koyuyor. Gişe başarısı iki nokta ile doğru orantılı. Ölümcül hastalığı olan aşıklar klişesi. Benzer aşk filmlerini hatırladınız mı Uzaktaki Anılar ve Kasımda Aşk Başkadır. Ve ikincisi de, popüler bir genç-yetişkin kitabını sinemaya uyarlamak. Sonuçta, işin kolayına kaçan bir gişe filmi ortaya çıkıyor. Ama film bir bağlamda bundan kurtulmayı başarıyor.

Green’in entellektüel birikimi, filmi diğer gişe filmlerinden, bir basamak yukarıya taşıyor. Yazar ölümcül hastalıkları olan çocukların bakıldığı bir hastanede 5 ay çalışmış. Bu deneyimlerini kitapta ortaya koyuyor. Gerçek dünyayı filmin içinde hissedebiliyorsunuz. Bu da melodramlaşmayı önlüyor. Hayata dair yapılmış bu gözlemler, dramın karikatürleştirilmesine engel oluyor. Filmin artılarından biri. Yine de, kitap yazarlarından çıkan senaryoların bir cilvesi midir bilinmez. Çokça felsefik ve  büyük sözler. Sıradan karakterlerimizin ağzından sarf ediliyor.

Hazel giyimiyle tam bir teenage havasında.

Hazel giyimiyle tam bir teenage havasında.

Filmde yoğun ölçüde bir dış ses (anlatıcı) kullanımı var. Hatta bu ses bize filmin başında, her şeyin filmlerdeki gibi mutlu sonla bitebileceğini ama bunun gerçek hayat olduğunu söylüyor. Aksine, bu tür bir anlatım izleyiciyi sinemanın büyülü dünyasından uyandırıp ben bir filmim diyor. Mutlu sonlardan bahsederken Disney‘i simge olarak kullanması, Disney’in kendini mutlulukla ne kadar bağdaştırdığının göstergesi ve bir başarısı.

Uyarı: Yazının devamı, eserin konusu hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir.

Filmdeki, mesajlaşmanın içeriğini göstermek için kullanılan çizgi roman tarzı mesaj balonları ve bolca Apple reklamı biraz uygunsuz. Ama markalar gençlere hitap eden böyle filmlerde reklam yapma fırsatını kaçırmaz.

Amsterdam karşımıza gerçek bir şehir olarak değil de güzellikleriyle turistik bir yer olarak pazarlanıyor. Amsterdam’a gittikleri 5 Mayıs günü aslında ulusal bir bayram günü. Aksine sokaklar sessiz ve sakin tasvir edilmiş.

Kızı her seslendiğinde panikle koşan anne iyi bir gözlem. Hazel’in okuduğu kitabın yarım kalan sonu kendi hayatının bir metaforu. Hazel ikisinin de sonunda ne olduğu merak ediyor. Ama elbette bunu bilemeyecek. Isaac, gerçekçi bir şekilde, ölüm ona yaklaştığında cesaretini ve mizacını kaybediyor.

Van Houten neden cenazeye beyaz elbiseyle geliyor. Amerika’dan nefret eden Houten neden herhangi biri için o ülkeye geri dönüyor. Soruları cevapsız kalıyor. Yan öyküler ve yan karakterler zayıf, eleştirisi alan bir film.

Uyarı sonu

Sonuç olarak, Aynı Yıldızların Altında ağlamaklı bir aşk filmi arayanlar için biçilmiş kaftan. Hikaye yönünden zayıf kalsa da, ilginç ayrıntılara sahip bir senaryo. Sevdiklerinizle beraber güzel seyirler.

Minions geliyor

Çılgın Hırsız serisinin sempatik ve sakar yan karakterleri Minionlar bu sefer kendi komedi filmleri ile karşımıza çıkıyor. Universal stüdyosu ilk görüntüleri ve trailerı yayınladı bile.

Minions 2015

Minions yolculuğa Antartika’da başlıyor. Bakalım yok olma tehlikesi geçiren ırklarını kurtarabilecekler mi?

Minionlar tarih öncesi dönemlerden bu yana kendilerine bir lider arıyor, fakat bir türlü dikiş tutturmayı başaramıyorlar. Çalıştıkları liderler arasında kimler yok ki, T. Rex’ten Napolyon’a kadar geniş bir yelpaze. Bu başarısızlıkları en sonunda onları büyük bir buhrana sürüklüyor. Ama aralarından Kevin isimli bir minion Stuart ve Bob’u da yanına alıp yeni bir şeytani lider arayışı için dünyayı gezmeye başlıyor. Antartika’dan 1968 dönemi New York’una kadar süren yolculukları başarıyla sonuçlanıyor. Ve yeni şeytani liderlerini buluyorlar. O, tarihin ilk süper kötü kahramanı Scarlet Overkill. Bu karakteri Oscar ödüllü Sandra Bullock seslendiriyor. Mad Man serisinden Don Draper karakteriyle tanıdığımız Jon Hamm‘ın da filmde sesini duyabileceğiz. Çılgın Hırsız serisinin yönetmeni Pierre Coffin‘in bu 3D-CG komedi macera filmini izlemek isteyenler 2015 yazını bekleyecek. Şimdiden, merakla beklenen filmler arasında yerini aldı bile.