Marslı

Ares 3 astronot ekibi bir kum fırtınası esnasında Mars’ı acilen terk etmek zorunda kalıyor. Bu esnada astronot Mark Watney  gemiye ulaşamıyor ve bir kaza sonucu ölüyor. Fakat onu terk eden ekibinin bildiğinin aksine o halen hayatta. Herhangi bir insanla iletişime geçmeyi başaramıyor. Artık Ares 4 ismindeki bir sonraki  Mars görevine kadar hayatta kalması gerekiyor. 4 yıl boyunca.

Mark Watney, botanik bilim adamı Mars'ta patates yetiştirmeye başarabilecek mi?

Mark Watney Mars’ta yiyecek yetiştirmeyi başarabilecek mi?

Marslı ya da orijinal ismi ile The Martian, bu sene Ekim ayında vizyona girecek Ridley Scott filmi. Belki de duymuşsunuzdur! Andy Weir‘in aynı isimli kitabından uyarlanacak bir eser. Anlaşılan o ki, Weir’ın ilk kitabı Marslı çok satanlar listesine girdiğinde ünlü yönetmen Ridley Scott’un da ilgisini çekmeyi başarıyor.

Weir’ın aslında bir roman yazarı değil. Kendisi bir bilgisayar programcısı. AOL ve Blizzard gibi firmalar için çalışmış biri. Bilirsiniz Warcraft 2 ekibinden biri. Yine ulusal nükleer enerji laboratuvarlarında çalışmışlığı var. Bu ona bir bilim kurgu romanı yazmak için bir altyapı sağlıyor. Kendisinin bir roman yazarı olmamasının hem artı hem de eksi yönleri var.

Öncelikle kitap günlük dilde yazılmış. Bu açıdan akıcı ve mizahi bir içeriğe sahip. Ve kendine ilgi çekici bir konu buluyor. Marsta herkesin öldüğünü sandığı bir adamın hayat mücadelesine tanık oluyoruz. Robinson Cruise ya da İki Yıl Okul Tatil gibi eserlerin ıssız bir adada mahsur kalma temasını Mars gezegenine taşıyor. Bu güzel bir tad veriyor.

Bir romancının klişe kalıplarından kurtulmasına rağmen, Weir’in deneyimsizliğin verdiği dezavantajlar da var. Bunlardan birisi olayları çözmek için hep aynı yolu aşındırması oluyor. Bu bir süre sonra sıkıcı bir hale geliyor. Yan hikayelerin zayıflığı ve eksikliği de bunu en fazla körükleyen etkenlerden birisi. Merak öğelerini yerleştirmedeki deneyimsizlik kitabın kurgusunu zayıflatıyor.

Filme dönecek olursak, sağlam bir iskelete sahip olmayan bir hikaye Drew Goddard‘ın senaristliğine emanet ediliyor. Kendisi Dünya Savaşı Z ve Canavar gibi filmlerin senaristi. Açıkçası bu pek iç açıcı değil. Net olarak söylenebilir ki, Amerika ve NASA propagandası yapan başka bir gişe filmi bizleri bekliyor. Yine de kitaptaki mizahi anlayış sürdürülebilirse izlemesi hoş bir film ortaya çıkacaktır.

Matt Damon Marslı filminin ana karakterini canlandırıyor

Matt Damon Marslı filminin ana karakterini canlandırıyor

Matt Damon filmin başrol oyuncusu. Ve Mars’ta hayatta kalmaya çalışan Mark Watney isimli astronotu canlandırıyor. Yakın bir tarihte kendisini Yıldızlararası filminde astronot rolüyle görmüştük. Bence Yıldızlararası filmindeki en iyi performans Damon’a aitti. O filmde de Jessica Chastian ile beraber rol almışlardı.  O yüzden filme yabancılık çekmeyecektir. Fakat kitapta Mark Watney biraz alaycı ve haylaz bir izlenim veriyor. Damon ciddi yapısına bunu ne kadar oturtabilecek hep beraber göreceğiz. Bunun dışında genel itibarıyla deneyimli oyunculardan oluşan kadro filmi kotaracaktır.

Hayatta kalma ve bilim kurgu günümüzde popüler taslaklar. Oyun dünyasında da ARK: Survival Evolved ve H1Z1 gibi oyunların popülerliği buna güzel bir örnek. Dead Man Walking isimli televizyon dizi mi bunu başlattı? Bilemiyorum. Fakat bilinen bir şey var ki, hayatta kalma arzusu insanın 4 ana geninden biri. Ve doğru kullanıldığında iyi bir satış gerçekleştirebiliyor.

Toparlarsak, Marslı’dan Yıldızlararası tarzı bir etki yaratması bekleniyor. Ridley Scott’un o günleri geride kalsa da, kitabın hayranları bu tarz bir etkiye büyük katkıda bulabilir. Mizahi bir uzay macerası bizleri bekliyor. Senaryonun sağlamlığını ise birlikte test edeceğiz.

Güzel seyirler.

Yıldızlararası ve Muhafazakarlar

Yıldızlararası ya da Interstellar, Christopher Nolan‘ın hayranlarını tatmin eden son filmi. Yakın gelecekte geçen bu bilim kurgu filmi ana çelişkisini soyu tehlike altında olan insan ırkından alıyor. Daha doğrusu ömrü tükenmekte olan bir dünya. Ve bu insanları yeni arayışlara itiyor.

Yıldızlararası teserakt tesseract

Dünya’yı kurtarmak için yola çıkan Cooper’ın uzay macerası.

Cooper, NASA‘nın emekliye ayrılmış en iyi eski astronotlarından biri. İki çocuğu ve kayın babası ile çiftçi yaşamı sürüyor. Ama içinde hep astronotluk günlerine dair bir özlem var.  Kimden gönderildiği bilinmeyen bir mesaj ile gizli bir NASA üssünün yerini keşfediyor. Çünkü başarısızlıkları sonrası NASA, gereksiz masraf oluşturduğu için, halk tarafından eleştirilere maruz kalmış ve kapatılmış bir kurum. Fakat burada devlet tepki çekmemek için gizliden kuruma yardım ediyor.

Mısır tarlaları, vefat etmiş anne, küçük çocuk tasviri ve keşfedilen bir yer. Bu tema İşaretler filmini fazlaca anımsatıyor. Tutan bir filmin ana öğeleri. Fakat Interstellar’ın en büyük eksiği sürekli ben bir filmim diye izleyiciye bağırması. Son sekansa kadar filme kendinizi kaptıramıyorsunuz. Bunda birçok etmen olabilir.

Cooper ve çocuklarının mısır tarlaları içindeki kovalamacası başarılı oluyor.

Cooper ve çocuklarının mısır tarlaları içindeki kovalamacası başarılı oluyor.

İlki başlangıç itibariyle aile tablosunun istenilen gerçeklikten uzak yapay bir izlenim vermesi. Yine de mısır tarlalarına arabayla girilen sahne ayrı tutulmalı ki oldukça zevkli. Bir diğer etmen uzay istasyonundaki dekorların yavanlığı. Filmde kendini doğrular nitelikte fırlatma esnasında kontrol odası gibi görüntüleri es geçip geçiştiriyor. Ve direk fırlatılan roketten tek kare ile uzaya gidiyoruz. Bu yavanlığı gerçek NASA tesisleri resimleri kontrol ederek doğrulayabilirsiniz.

Oyunculuk ve Karakter Zayıflıkları

Malesef oyuncularının neredeyse tamamının zayıf kaldığı bir film ile karşı karşıyayız. Matt Damon haricinde kimse sahneye hakim olup seyirciyi kendine çekemiyor. Profesör Brand karakterinin klişeliği Michael Keane’in oyunculuğunu ciddi etkiliyor. Murphy’nin büyümüş hali hep gerilimli ve duygusal anlarda karşımıza çıktığı için keza seyirciyi avucuna alıyor. Anne Hathaway ise filmin en zayıf halkası. Eğer kendisine özel bir hayranlığınız yoksa astronot rolüne ne kadar eğreti durduğunu fark edebilirsiniz.

Anne Hathaway Yıldızlararası

Anne Hathaway filmde astrofizikçi Amelia rolünde.

Profesör Brand’ın Cooper’ı bir misafir gibi ağırlaması ve turist rehberliği yapması doğal değil. Cooper’ın üssün gizliliğini bozduğu ve herkesin başındaki adamın biraz otoriter olması gerektiği düşünülürse. Bunun asıl nedeni Nolan’ın seyirciye bilgi vermek için yan karakterleri kullanması. Hatta bir tek bu yöntemi kullanması. Murphy’nin yanında birden biten arkadaşı ve arkadaşına o arabada yaptığı bilgi aktarımları bunu etkili şekilde vurguluyor. Bir tek yan karakteri kullanarak bilgi verme taktiği yetersiz kalıp filmin gerçekliğini zedeleyerek bir hataya dönüşüyor.

Muhafazakarlar, Uzay Bütçesi Kesintileri ve İHA

Filmin, Nolan’ın ilk filmleri ile karşılaştırılıp vasat görülmesi tesadüf değil. Çünkü Nolan bize bir filmin tarafsız olmadan iyi olamacağını bir kez daha kanıtlıyor. Yedi Samuray tarzı bir anlatımla hem kendi kültürünüzü hem de insanlığı ilgilendiren bir noktaya değinip kendinizi ölümsüzleştirebilirsiniz. Ya da günümüz politikacılarının kavgaları arasında ısmarlama bir film ile yer alıp yarınlarda unutulabilirsiniz.

Matthew McConaughey ve Anne Hathaway

Matthew McConaughey ve Anne Hathaway

Sahi ya filmin başında gördüğümü insansız hava aracına ne oldu? Olduğu gibi duruyor tabi ki. Çehov‘un silahı gösterildi ama patlamadı. Bir amacı yokmuş. Aslında var, bize insansız hava araçlarının (İHA) aslında tarıma yardımcı olabilecek bir araç olduğunu anlatıyor. Halbuki insansız hava araçları icat ve kullanım amacı itibariyle tamamen pilotsuz bomba yollama amaçlı askeri araçlardı.

Amerika’da, Muhafazakar politik kesim NASA ve İHA’ları destekliyor. Liberaller ise karşı. İHA’ların kolaylıkla silahlandırılabileceğini ve farkedilmelerinin zor olduğunu söylüyorlar. Yakın zamanda Atatürk Havalimanı’na izinsiz giren İHA’yı hatırlayın. Yine NASA’ya birçok harcama yapılmasına rağmen elle tutulur bir şey elde edinelemediğinden yakınıyorlar. Bu açıdan film, Nolan’ın muhafazakarlara ilk desteği değil.

Nolan, Uykusuz gibi güzel bir filmden sonra yapım şirketi Section Eight‘ten ayrılıyor. Ve Warner Bros.‘a geçiyor. Tesüdüf o ki politik yan ondan sonra ortaya çıkıyor. Batman serisini hatırlarsanız tamamen eski Gotham’dan kopmuş. Gerçek metropolitanlarda geçen bir hikayeydi. Joker’in terörist varı eylemlerini ve deneylerini de hatırlarsınız. Bu da Nolan’ın politik bir yansıması. Halkta algıyı değiştirme çabası. Çünkü muhafazakarlar terörismle mücadeleye önem veriyor. Liberaller ise aksine bu tür uygulamaların islamofobi ve ırkçılık gibi etkenlere neden olduğu görüşünde.

Yıldızlararası kara delik

Yıldızlararası filmindeki kara delik tasviri.

Sona Gelirken

Sonuç olarak, bu filmin mesajı ne? Pek bir mesajı yok. Muhafazakar politikalar için algı değiştirmeyi amaçlıyor. Gişeyi amaçlıyor. Bunu başarıyor da. Çünkü büyük, epik olayları ve keşfedilmemiş yeni dünyaları anlattığınızda gişe rekorlarına daha yakın oluyorsunuz. James Cameron’un filmlerini hatırlayın. Epik konular ve keşfe hazır yeni dünyalar. Güzel bir gişe denklemi. Yıldızlararası’nın iyi bir film olma ya da Oscar kazanma gayretinde olsa, kendi içindeki gerçekçiliğine ve bilimsel gerçekçiliğine daha dikkat ederdi. Bu bir seçim meselesi. Nolan bunun aksine hayal dünyasına uzanış filmi çekmiş. Ve mutlu sonla bitmesini istemiş. Copper’ın geri dönebilmesi filmin en zayıf kompozisyon yönü. Çünkü gerçekte dönemez, dönmemeli. Karadelikten geçerken bile ölür. Yine bu parça eklendiğinde filmin ilk bölümünün olay mantığını da vuruyor. Ve akla bir çok soru getiriyor. Bu yüzden film yeterince iyi işlenmemiş eleştirilerine maruz kalıyor.

Elimize, belgesel tadıyla başlayan bilim kurgu ile devam eden ve sonu bağlayamayınca fantastik türe geçen bir film var. Tüketmesi zevkli ve tatmin edici bir film. Bizi araştırmaya iten bir film; Murphy ve Yhprum kanunları, solucan delikleri ve kara delikler, tesseract. Ortalamanın üstünde ama iyi bir film değil. Öyle bir amacı da yok. Hepinize güzel seyirler.

Not: Eğer kolonileşme gibi konuları seviyor ve solucan deliklerinde yolculuk yapmak istiyorsanız. Spore isimli güzel bir oyun var.

Aşk

Joaquin Phoenix Theodore rölüyle karşımızda

Joaquin Phoenix, Theodore rölüyle karşımızda

Her (Aşk), Spike Jonze’nin Akademi Ödülleri’nden En İyi Özgün Senaryo ödülünü kapmış filmi. Jonze’yi diğer iki güzel filminden hatırlayabilirsiniz. Tersyüz (Adaptation) ve John Malkovich Olmak. Bu iki filmin senaristliğini üstlenen ünlü senarist Charlie Kaufmann’ın bu sefer bu filmde katkısı yok. Senarist koltuğuna geçen Jonze, Kaufmann’sız da doğru bir iş çıkarmayı başarmış.

Bilim kurgu ve romantizm gibi iki farklı türü birbiriyle harmanlamış bir drama filmi karşımıza çıkıyor. Theodore (Joaquin Phoenix), karısından boşanmanın arifesinde yalnız yaşayan bir adam. Karşı cinsle yeni ilişkiler kurmada o kadar başarısız ki. Samantha (Scarlett Johansson) isimli bir işletim sistemine yani yapay zekaya aşık oluyor. Film, gelecek tasviri olarak gerçekten başarılı. Teknolojik gelişimler konusunda ileriyi gören bir yapısı var. Fakat, yalnızlık ve depresyon anlatımı açısından Kukla (The Beaver) veya Tek Başına Bir Adam (A Single Man) gibi yakın zaman filmlerin başarısına ulaşamamış.

Jonze hem ana karakteri hem de yardımcı karakterleri üzerinden iki aile örneği ile evlilik ve aile kavramını sorguluyor. Biri, Theodore’nin ofisi ile evi arasında dönen yalnız dünyası. Diğeri ise Theodore’nin komşusu karı koca Amy ile Charles. Theodore’nin ziyaretleri esnasında gördüğümüz bu aile. Aile ve ayrılık kavramı üzerine net olarak şu mesajı veriyor diyemesek de. Theodore’nin mesleği gibi ufak ayrıntılar bile alt metin olarak bunu sorgulamakta.

Eksik yanlarından biri, Theodore’nin tekdüze hikayesi ilerleyen dakikalarda durağan görüntülerle de birleşince sıkıcı bir hal alıyor. Görsellikle belli bir ambiyans yakalamış ve bunu hissettiriyor olsa da bu yardımcı olmuyor. Çünkü çelişkiler durağanlaşıyor. Ve bir süre sonra filmde yeni hiçbir şey olmamaya başlıyor. Tekrarlanan yatak odası sahneleri gibi.

Joaquin Phoenix ve Amy Adams

Joaquin Phoenix ve Amy Adams

Joaquin Phoenix başarılı oyunculuğu ile tek odak noktası olmasına rağmen filmi sürüklemeyi başarmış. Sahneyi dolduran ve seyirciyi kendine çeken bir performansı var. Amy Adams her zaman ki gibi mükemmel bir oyunculuk sergilemiş. Kendisini artık yardımcı rollerden ziyade başrollerde görmek güzel olurdu. Zarif ve şık.

Teknolojinin insanı yalnızlaştırması ya da teknolojinin insanın yalnızlığına sahte başarılarla eşlik etmesini konu alan tadımlık bir film. Tınısı ve görselliği zarif. İzleyenler için farklı bir deneyim sunuyor. Güzel seyirler.

Yeni Robocop, Eski Hikaye

2014 Detroit, çok uluslu OmniCorp şirketi, robot askerlerini orduya pazarlıyor. Lakin Dreyfuss yasalarından dolayı kendi ülkelerine, asıl pazarlarına, ulaşamıyorlar. Keşfettikleri robot insan üretimi fikri bir çözüm oluyor. Polis memuru Alex Murphy ise onlar için uygun bir denek.

OmniCorp, işgal edilmiş İran topraklarında, ordu ile işbirliği içerisinde, robot askerleri sayesinde bölgeyi koruyor. Şirketin ve robotların ne kadar başarılı olduğunu tanıtan bu giriş sahnesinde bir de hissettirmeden işlenilen bir alt metin var. Eline bıçak alıp robotlara saldıran bir çocuk, İran’da “Çocuklar bile terörist olabilir.” diyor bizlere.

Tüm bu başarıya rağmen şirket, Dreyfuss yasasından dolayı Amerika pazarına giremiyor. Nitekim halkın çoğunluğu da sokaklarda robotların dolaşmasını istemiyorlar. Çünkü senatör Dreyfuss’un da dediği gibi robotlar insan hayatının önemini fark edemezler. Duyguları yoktur. Durum böyle olunca, OmniCorp sahibi Raymond Sellars (Michael Keaton) insan robot çözümüne gidiyor. İnsani duygulara sahip bir robot, Amerika pazarının anahtarını verecek bir robot.

Bu esnada polis memuru Alex Murphy (Joel Kinnaman) ve ortağı bir silah kaçakçılığını çözmeye çalışıyor. Fakat bu dava onların polis içerisindeki güç dengeleri ile boğuşmalarına sebep oluyor. Hedef haline gelen Murphy, arabasının bombalanması ile ağır şekilde yaralanıyor. Karısının onayını oldu bittiye getiren OmniCorp, Murphy’ı ilk insan robot olarak kullanıyor.

Alex Murphy (Joel Kinnaman) ve Dr. Dennett Norton (Gary Oldman)

Alex Murphy (Joel Kinnaman) ve Dr. Dennett Norton (Gary Oldman)

OmniCorp bilimadamı Dr. Dennett Norton (Gary Oldman) film boyunca birbirinden tutarsız davranışlarda bulunuyor. Bu da filmi zayıf kılıyor ve filmin gerçekçiliğini sorgulatıyor. Yine başka bir hata, Murphy’nin yaşadığı kaza. Görünürde vücudun sapasağlam gözükmesi, lakin Robocop olduğunda neredeyse bütün organlarının ortadan yok olması araba kazası sahnesinin başarısızlığını vurguluyor.

1987 yapımı Robocop’un yeniden yapımı olan film, maalesef senaryo açısından çarpıcı bir yenilik getiremiyor. Bu da bilim kurgu klişeleri ve video oyunu tadındaki aksiyon sahneleri ile birleşiyor. Ayrıca film verdiği mesajlarla da karmaşık bir hal alıyor.

Bir yandan 1987 senaryosu temelleri üzerinden Amerikan halkını eleştiriyor gibi duruyor. Öte yandan İran’ı terörist ve Çin’i teknoloji yoksunu köylüler olarak gösteriyor. Yine Amerika’nın üstün teknolojiye sahip bir dev olduğunu her fırsatta göze sokuyor. Bu açıdan hem açık propaganda hem de hiciv unsurlarına sahip. Ama aslında bir ayrıntı ile olay biraz daha basitleşiyor.

Günümüz ABD’sinde, Amerikan Sinema Filmleri Derneği (MPAA) ve Amazon gibi kurumlar insansız uçaklarının serbest bırakılması için lobicilik faaliyeti yürütüyorlar. Filmin eleştirdiği ilk bakışta Amerikan halkının emperyalizmi gibi gözükse de, eleştirilen kısım sadece insansız uçakları destekleyenler. Bunu son diyaloglarda antagonist karakter –düşman– Pat Novak (Samuel L. Jackson) açık açık vurguluyor. Zaten Amerikan seyircisini hedefleyen bu tür gişe filmlerinin Amerika’yı eleştirmesi de düşünülemez.

Sonuç olarak, bol propaganda, efekt ve çatışma soslu eski bir hikaye sizleri bekliyor. Gary Oldman ve Michael Keaton atışmalarının başarısı filmi üst seviyeye çekmeye yetmese de filmi izleyeceklere güzel seyirler.

Capitol, isyanlar ve Katniss

Kıyamet sonrası dünyası. İnsanlar kendi bölgelerinde hayat mücadelesi veriyor. Capitol şehri ve Başkan Snow tüm bölgelere insafsızca hükmediyor. Gelecek ve kötülüğe karşı isyan eden insanlar, Equilibrium ve Terminator Salvation gibi filmlerden tanıdığımız bir tema. Farkın ortaya çıktığı yer ise Capitol’un ev sahipliği yaptığı futuristik gladyatör dövüşleri. Bunlar bölgelerde yaşayan insanlara korku salan gösteriler. Gösteriler için her sene 13 bölgenin her birinden 12-18 yaş arası bir kız bir de erkek çocuk alınıyor. Ve bunların yalnız ikisi hayatta kalıyor.

Jennifer Lawrance, olayların etrafında döndüğü Katniss Everdeen karakterini canlandırıyor

Jennifer Lawrance, olayların etrafında döndüğü Katniss Everdeen karakterini canlandırıyor.

Geçen seneki galipler Katniss Everdeen ve Peeta Mellark bu yıl televizyonlarda yayınlanacak zafer turu gösterisi için her bölgeyi ziyaret edecek. Lakin Capitol’un ve dünyanın kötü lideri Başkan Snow, bu tur öncesi Katniss’ın evine sürpriz bir ziyarette bulunuyor. Snow isyanlarla mücadele eden, gerçek dünya politikacılarını andıran, koltuğu için gereken her şeyi yapabilecek birisi. Başkan, Açlık Oyunları’nda geçen sene Katniss’ın diğer şampiyon Peeta ile sergilediği sahte aşkın farkında. Ve onlara reddedemeyecekleri bir teklif sunuyor. Ya aşklarını televizyon karşısında gerçekmiş gibi gösterecekler ve başkanın yeni yüzü olacaklar ya da sevdiklerine veda edecekler. Başkan’ın Katniss’e verdiği saflığı temsil eden beyaz gül de bu olayın simgesel bir anlatımı. Katniss bundan sonra Başkan’ın kötü yüzünü örten bir kamuflaj olacak. Tabi her şey yolunda giderse.

Açlık Oyunları’nın devam filmi kitaba sadık bir yol izliyor. Bu da beraberinde bazı sorunları getiriyor. Kitaba nazaran daha kısa olan film süresi içerisinde kitaptaki bir çok öğeyi gösterme isteği bu öğelerin altyapısının düzgün işlenememesine sebep oluyor. Bu da karakterlerde keskin kırılmalar ve olayların birden gelişmesi olarak kendini gösteriyor.

Film, kitap okurlarını tatmin etse de, seriyi okumamış ve izlememiş izleyicileri sıkıcı sekanslar bekliyor. Çünkü, Ateşi Yakalamak filmi seyirciyle karakterleri özdeşleştirmek için herhangi bir çaba sarf etmemiş. Nitekim kendini karakterlere yakın görmeyen bir seyirci birden onların dertlerini dinlemek zorunda kalıyor. Gladyatör savaşına kadar film içerisinde gerilim yaratacak herhangi bir zıtlığın olmayışı, filmin durağan akışı ve ilk 15 dakikada kurgu devamlılığında yapılan hatalar da izleme zevkini azaltan faktörler.

Finnick Odair, filmimizin dengesiz ama duygusal karakteri

Finnick Odair, filmimizin dengesiz ama duygusal karakteri

Avatar veya Bulut Atlası gibi bilinmeyen geleceği tasvir edip yeni bir dünya ve yeni bilgilerle ortaya çıkan filmlerin aksine bu filmde daha önceden yapılmış ve başarı sağlamış filmlerin bir taklidi hissediliyor. Gerek saldırgan maymunlar gerekse Roma İmparatorluğu ve gladyatör dövüşleri teması buna örnek teşkil ediyor. Bu başarılı işleri birleştirme taktiği gişe başarısının tek etkeni olmasa da önemli etmenlerinden birisi.

Filmin akıllarda bıraktığı bazı sorular var. İşgalci askerler neyi arıyor? Hangi eşyaları yakıyorlar. Filmin başlarında gördüğümüz Katniss’in halüsünasyonları neden devam etmiyor veya bir sonuca varmıyor. J. Lawrance bu filmde, Umut Işığım filmindeki başarılı performansının aksine, karakterin aşk hayatındaki çelişkileri hissettiremeyen donuk bir oyun sergiliyor.

Yarım kalan sonu ve tatmin etmeyen başlangıcı ile sanki bir filmin ortası sökülüp de önümüze konulmuş gibi duran film, yine de seyirci ve eleştirmenler tarafından sevildi. Futuristik tren tasviri gibi göze hoş gelen sürprizler ve güzel bir sanat yönetimi de size eşlik edecektir.  Mükemmel denilemese de belli bir ortalamanın üstünde seyreden bir bilim kurgu ve aksiyon filmi sizlerle. Güzel seyirler.