Yıldızlararası ve Muhafazakarlar

Yıldızlararası ya da Interstellar, Christopher Nolan‘ın hayranlarını tatmin eden son filmi. Yakın gelecekte geçen bu bilim kurgu filmi ana çelişkisini soyu tehlike altında olan insan ırkından alıyor. Daha doğrusu ömrü tükenmekte olan bir dünya. Ve bu insanları yeni arayışlara itiyor.

Yıldızlararası teserakt tesseract

Dünya’yı kurtarmak için yola çıkan Cooper’ın uzay macerası.

Cooper, NASA‘nın emekliye ayrılmış en iyi eski astronotlarından biri. İki çocuğu ve kayın babası ile çiftçi yaşamı sürüyor. Ama içinde hep astronotluk günlerine dair bir özlem var.  Kimden gönderildiği bilinmeyen bir mesaj ile gizli bir NASA üssünün yerini keşfediyor. Çünkü başarısızlıkları sonrası NASA, gereksiz masraf oluşturduğu için, halk tarafından eleştirilere maruz kalmış ve kapatılmış bir kurum. Fakat burada devlet tepki çekmemek için gizliden kuruma yardım ediyor.

Mısır tarlaları, vefat etmiş anne, küçük çocuk tasviri ve keşfedilen bir yer. Bu tema İşaretler filmini fazlaca anımsatıyor. Tutan bir filmin ana öğeleri. Fakat Interstellar’ın en büyük eksiği sürekli ben bir filmim diye izleyiciye bağırması. Son sekansa kadar filme kendinizi kaptıramıyorsunuz. Bunda birçok etmen olabilir.

Cooper ve çocuklarının mısır tarlaları içindeki kovalamacası başarılı oluyor.

Cooper ve çocuklarının mısır tarlaları içindeki kovalamacası başarılı oluyor.

İlki başlangıç itibariyle aile tablosunun istenilen gerçeklikten uzak yapay bir izlenim vermesi. Yine de mısır tarlalarına arabayla girilen sahne ayrı tutulmalı ki oldukça zevkli. Bir diğer etmen uzay istasyonundaki dekorların yavanlığı. Filmde kendini doğrular nitelikte fırlatma esnasında kontrol odası gibi görüntüleri es geçip geçiştiriyor. Ve direk fırlatılan roketten tek kare ile uzaya gidiyoruz. Bu yavanlığı gerçek NASA tesisleri resimleri kontrol ederek doğrulayabilirsiniz.

Oyunculuk ve Karakter Zayıflıkları

Malesef oyuncularının neredeyse tamamının zayıf kaldığı bir film ile karşı karşıyayız. Matt Damon haricinde kimse sahneye hakim olup seyirciyi kendine çekemiyor. Profesör Brand karakterinin klişeliği Michael Keane’in oyunculuğunu ciddi etkiliyor. Murphy’nin büyümüş hali hep gerilimli ve duygusal anlarda karşımıza çıktığı için keza seyirciyi avucuna alıyor. Anne Hathaway ise filmin en zayıf halkası. Eğer kendisine özel bir hayranlığınız yoksa astronot rolüne ne kadar eğreti durduğunu fark edebilirsiniz.

Anne Hathaway Yıldızlararası

Anne Hathaway filmde astrofizikçi Amelia rolünde.

Profesör Brand’ın Cooper’ı bir misafir gibi ağırlaması ve turist rehberliği yapması doğal değil. Cooper’ın üssün gizliliğini bozduğu ve herkesin başındaki adamın biraz otoriter olması gerektiği düşünülürse. Bunun asıl nedeni Nolan’ın seyirciye bilgi vermek için yan karakterleri kullanması. Hatta bir tek bu yöntemi kullanması. Murphy’nin yanında birden biten arkadaşı ve arkadaşına o arabada yaptığı bilgi aktarımları bunu etkili şekilde vurguluyor. Bir tek yan karakteri kullanarak bilgi verme taktiği yetersiz kalıp filmin gerçekliğini zedeleyerek bir hataya dönüşüyor.

Muhafazakarlar, Uzay Bütçesi Kesintileri ve İHA

Filmin, Nolan’ın ilk filmleri ile karşılaştırılıp vasat görülmesi tesadüf değil. Çünkü Nolan bize bir filmin tarafsız olmadan iyi olamacağını bir kez daha kanıtlıyor. Yedi Samuray tarzı bir anlatımla hem kendi kültürünüzü hem de insanlığı ilgilendiren bir noktaya değinip kendinizi ölümsüzleştirebilirsiniz. Ya da günümüz politikacılarının kavgaları arasında ısmarlama bir film ile yer alıp yarınlarda unutulabilirsiniz.

Matthew McConaughey ve Anne Hathaway

Matthew McConaughey ve Anne Hathaway

Sahi ya filmin başında gördüğümü insansız hava aracına ne oldu? Olduğu gibi duruyor tabi ki. Çehov‘un silahı gösterildi ama patlamadı. Bir amacı yokmuş. Aslında var, bize insansız hava araçlarının (İHA) aslında tarıma yardımcı olabilecek bir araç olduğunu anlatıyor. Halbuki insansız hava araçları icat ve kullanım amacı itibariyle tamamen pilotsuz bomba yollama amaçlı askeri araçlardı.

Amerika’da, Muhafazakar politik kesim NASA ve İHA’ları destekliyor. Liberaller ise karşı. İHA’ların kolaylıkla silahlandırılabileceğini ve farkedilmelerinin zor olduğunu söylüyorlar. Yakın zamanda Atatürk Havalimanı’na izinsiz giren İHA’yı hatırlayın. Yine NASA’ya birçok harcama yapılmasına rağmen elle tutulur bir şey elde edinelemediğinden yakınıyorlar. Bu açıdan film, Nolan’ın muhafazakarlara ilk desteği değil.

Nolan, Uykusuz gibi güzel bir filmden sonra yapım şirketi Section Eight‘ten ayrılıyor. Ve Warner Bros.‘a geçiyor. Tesüdüf o ki politik yan ondan sonra ortaya çıkıyor. Batman serisini hatırlarsanız tamamen eski Gotham’dan kopmuş. Gerçek metropolitanlarda geçen bir hikayeydi. Joker’in terörist varı eylemlerini ve deneylerini de hatırlarsınız. Bu da Nolan’ın politik bir yansıması. Halkta algıyı değiştirme çabası. Çünkü muhafazakarlar terörismle mücadeleye önem veriyor. Liberaller ise aksine bu tür uygulamaların islamofobi ve ırkçılık gibi etkenlere neden olduğu görüşünde.

Yıldızlararası kara delik

Yıldızlararası filmindeki kara delik tasviri.

Sona Gelirken

Sonuç olarak, bu filmin mesajı ne? Pek bir mesajı yok. Muhafazakar politikalar için algı değiştirmeyi amaçlıyor. Gişeyi amaçlıyor. Bunu başarıyor da. Çünkü büyük, epik olayları ve keşfedilmemiş yeni dünyaları anlattığınızda gişe rekorlarına daha yakın oluyorsunuz. James Cameron’un filmlerini hatırlayın. Epik konular ve keşfe hazır yeni dünyalar. Güzel bir gişe denklemi. Yıldızlararası’nın iyi bir film olma ya da Oscar kazanma gayretinde olsa, kendi içindeki gerçekçiliğine ve bilimsel gerçekçiliğine daha dikkat ederdi. Bu bir seçim meselesi. Nolan bunun aksine hayal dünyasına uzanış filmi çekmiş. Ve mutlu sonla bitmesini istemiş. Copper’ın geri dönebilmesi filmin en zayıf kompozisyon yönü. Çünkü gerçekte dönemez, dönmemeli. Karadelikten geçerken bile ölür. Yine bu parça eklendiğinde filmin ilk bölümünün olay mantığını da vuruyor. Ve akla bir çok soru getiriyor. Bu yüzden film yeterince iyi işlenmemiş eleştirilerine maruz kalıyor.

Elimize, belgesel tadıyla başlayan bilim kurgu ile devam eden ve sonu bağlayamayınca fantastik türe geçen bir film var. Tüketmesi zevkli ve tatmin edici bir film. Bizi araştırmaya iten bir film; Murphy ve Yhprum kanunları, solucan delikleri ve kara delikler, tesseract. Ortalamanın üstünde ama iyi bir film değil. Öyle bir amacı da yok. Hepinize güzel seyirler.

Not: Eğer kolonileşme gibi konuları seviyor ve solucan deliklerinde yolculuk yapmak istiyorsanız. Spore isimli güzel bir oyun var.

Reklamlar

Bir Veda İçin Rüzgar Yükseliyor

Rüzgar Yükseliyor Miyazaki

Jiro Horikoshi, miyopluğu nedeniyle pilot olma hayalini gerçekleştiremeyen bir uçak tasarımcısı.

Rüzgar Yükseliyor, ünlü animasyon yönetmeni Hayao Miyazaki‘nin son filmi. Diğer Miyazaki klasikleri gibi romantik ve pozitif bir hava hakim. Konusunu fantastik dünyadan değil de gerçek dünyadan alan bir film.  Aslında Miyazaki’nin fantastik türünden sıyrıldığı ilk filmi. İzleyiciler bu sefer, İkinci Dünya Savaşı ve Büyük Kanto Depremi gibi tarihsel olaylara Miyazaki’nin gözünden tanık oluyor.

Aynı zamanda yönetmenin emeklilik filmi. Kendisi, 6. kez emekli olacağını söylese de bu sefer ciddi olduğunu söylüyor. Sinema sektörü için artık yaşladığını belirtiyor. Ama 73 yaşındaki yönetmen sinema olmasa da manga vb. eserleriyle hayranlarını yalnız bırakmayacak.

Ana hikaye, Jiro Horikoshi isimli bir gencin uçak mühendisi olma hayallerini anlatıyor. Bir biyografi filmi olmasına rağmen insanı sıkmayan bir yanı var. Hatta Jiro’nun hayallerini gerçekleştirme arzusunun anlatıldığı, rüyalarında tanık olduğumuz bir fantastik dünya bile mevcut.

Romantik havasına karşın, film gerçekte İkinci Dünya Savaşı esnasında Mitsubishi A5M (Zero) gibi ölüm makinelerini tasarlamış bir insanın biyografisi. Japonların uçak tasarımları konusunda nasıl geride olduklarını, tasarım konusunda Nazi Almanyası etkilerini ve yardımlarını görüyoruz.

Rüzgar Yükseliyor izle

Uçak teknolojisinde geri kalmış bir Japonya. Ve rekabetin en çirkin hali askeri rekabet.

İlk bakışta film, ölüm makineleri yapan bir mühendisi iyi gösterme çabası. Bunu aşk ve hayaller gibi kılıflarla örtüyor. İkinci bakışta ise yan karakterler göze çarpıyor. Ana karakterimizin örnek aldığı Caproni ve Hugo Junkers gibi uçak mühendisleri kendi dönemlerinde savaş uçakları üreten isimler. Junkers, Hitler hükümeti başa geçince tutuklanarak tasarımlarına şirketine el konan bir isim.

Hans Castrop, başka bir Alman yan karakter. Aslında  Thomas Mann‘ın “Magic Mountain” (Büyülü Dağ) romanında yer alan bir karakter. Bu filme konuk oluyor. Filmde, barışcıl yanı olan İkinci Dünya Savaşının getireceği zararları somutlaştıran bir yanı var. Filmin mesajını biraz sağlamlaştırmak için var. Ama yan karakterleri hiç tanımıyoruz. Bir anda filme dalıp çıkmaları mesajlarını su üstüne yazıyor. Dağılan mesajlar.

Hans Castrop savaş probleminin nasıl yayıldığını ve bu hastalığın sebeplerinden birinin endüstriyel modernizm ve milliyetçilik olduğunu göstermeye çalışan bir karakter. Castrop, Junkers’in hükümetle ters düştüğünü de ana karakterimiz Hiro’ya anlatıyor. Hiro yine de onun bu kehanetlerine kulak asmayarak hayalini gerçekleştiriyor.

Rüzgar Yükseliyor eleştiri

Jiro ve sevgilisini tasvir eden güzel bir kare.

Caproni hayalinin savaş uçakları değil yolcu uçakları yapmak olduğunu söylüyor. Caproni’nin Hiro’ya sorduğu gibi “Piramidler olmadan daha iyi mi yaşardık?”. Yani bir yanda bir mimari harikası diğer yanda yapımında kullanılan köleler ve çekilen acılar. Hiro’nun Zero tasarımı için bir metafor. Bir yanda teknoloji ve sanatsal tasarım açışından büyük bir başarı. Diğer tarafta ise bir ölüm makinesi. Burada Jiro’nun hasta ve ölecek bir kadınla evlenmesi, lanetli bir uçak hayalini bilerek takip etmesine çok benziyor.

Yan karakterlerin ve mesajın sağlam bir iskelete sahip olmaması filmi zayıflatıyor. Ama Miyazaki tadı ve dokunuşu filme yadsınamaz güzel bir hava katıyor. Hayranların konuyu olmasa bile anlatımı, çizimi ve hissiyatı sevebilecekleri bir yapım.

“Rüzgar yükseliyor, yaşamaya çabalamalıyız.”

İnsanoğlunun kendi içindeki rekabeti ve gelişmeye olan hırsı yine kendini biterecek. Rüzgar yükselmeye devam edecek. Yine de yaşamaya çabalamalıyız. Güzel seyirler.